THY’DE TASARRUF: FEDAKÂRLIK KİMDEN BEKLENİYOR?

THY’DE TASARRUF: FEDAKÂRLIK KİMDEN BEKLENİYOR?

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Değerli Okurlar,

Bir şirkette tasarruf konuşulmaya başladığında önce rakamlar masaya gelir. Giderler, hedefler, bütçeler… Çalışan ise daha basit iki sorunun cevabını arar: Ücretim ne olacak, işim devam edecek mi? Türk Hava Yolları (THY) söz konusu olduğunda da tartışmayı bu sorulardan ayrı düşünemeyiz.

THY’nin maliyetlerini gözden geçirmesi, harcamalarını denetlemesi doğal. Fakat tasarrufun nereden başlayacağı ve yükün nasıl paylaşılacağı da en az tasarrufun kendisi kadar önemli.

“Hedef 12” adıyla anılan süreç hakkında, ücret koşullarının değiştirildiği ve bu koşulları kabul etmeyen bazı çalışanlarla iş ilişkilerinin sona erdiği yönünde iddialar dile getiriliyor. Bu iddiaların kapsamı, ilgili çalışanların statüsü ve somut işlemlerin gerekçesi açıklığa kavuşmuş değil. 

Ücret değişiyorsa, hangi kurala göre?

Çalışanın ücretine ilişkin bir değişiklik, yalnızca muhasebe kalemi değildir; kişinin hayatını doğrudan etkiler. Böyle bir karar gündeme geliyorsa neyin, kimler için, hangi gerekçeyle değiştiğinin açıkça anlatılması gerekir.

Burada hukuki bir ayrımı atlamayalım. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 22. maddesi, bu Kanun kapsamındaki çalışanların çalışma koşullarında esaslı değişiklik yapılmasına ilişkin kurallar getirir. Yazılı bildirim ve altı işgünü içinde yazılı kabul şartı bunlar arasındadır. Ancak aynı Kanun’un 4. maddesi hava taşıma işlerini kural olarak kapsam dışında tutarken, havacılığın yer tesislerinde yürütülen işleri Kanun kapsamına alır. Dolayısıyla uçucu personelle yer tesislerindeki çalışanların durumunu tek bir maddeye dayanarak değerlendirmek isabetli olmaz.

Hangi hukuki düzenlemenin uygulanacağı, görev tanımına, sözleşmeye, varsa toplu iş sözleşmesine ve olayın özelliklerine göre ele alınmalıdır. Ücret değişikliğini kabul etmediği öne sürülen bir çalışanın iş ilişkisinin nasıl ve hangi gerekçeyle sona erdiği de ancak bu çerçevede incelenebilir.

Kısacası şirketin tasarruf ihtiyacını tartışmak başka, belirli bir işlemin hukuka uygunluğu hakkında kesin hüküm vermek başka. Benim sorduğum şey daha temel: Çalışan, kendi ücretini ve iş güvencesini ilgilendiren kararın gerekçesini yeterince öğrenebiliyor mu?

Sendika, üyelerine ne anlatacak?

Böyle dönemlerde çalışanların gözünün sendikaya çevrilmesi şaşırtıcı değil. Sendikanın görevi yalnızca ses yükseltmek değil; üyelerin hangi haklara sahip olduğunu, hangi yolların denenebileceğini anlaşılır biçimde ortaya koymak.

Yapılmış görüşmeler, hukuki değerlendirmeler veya başka girişimler varsa bunların kapsamının üyelerle paylaşılması önemli. Yoksa hangi adımların planlandığı anlatılmalı. Her konuda kamuoyu önünde tartışma yürütmek zorunlu değil; ancak çalışanların temsil edildiklerinden emin olmaya ihtiyaçları var.

Bir açıklamanın tonu sert olabilir. Yine de çalışan için belirleyici olan, ücretine ve çalışma koşullarına ilişkin sorularının cevapsız kalmamasıdır. Sendikanın yaklaşımını değerlendirmek için de somut faaliyetleri ve sonuçları görmek gerekir.

Tasarruf yalnızca ücretlerde mi aranmalı?

Gelelim meselenin diğer tarafına. Bir şirket giderlerini azaltmak istiyorsa tüm harcama kalemlerine bakılması istenir. Bu, herhangi bir görevin gereksiz veya herhangi bir harcamanın yersiz olduğunu peşinen söylemek değildir.

Yurt dışı organizasyonları, sponsorluklar, temsil ve ağırlama giderleri için de benzer bir ölçü geçerli olmalı. THY gibi uluslararası bir şirketin tanıtım ve iş geliştirme harcamaları yapması olağan. Bu harcamaların tamamını gereksiz görmek haksızlık olur. Ama hangi harcamanın ne getirdiğinin değerlendirilmesini istemek de son derece makul.

Bugün belirli bir müdürlüğün fazla maliyet yarattığına ya da belirli bir sponsorluğun karşılıksız kaldığına ilişkin doğrulanmış rakamlar ortaya koyamayız. Tam tersine, böyle değerlendirmelerin kanaat yerine veriler üzerinden yapılması gerekir.

Çalışana güven vermek de yönetimin işi

Ücretlere ilişkin bir düzenleme tartışılıyorsa, çalışan doğal olarak aynı titizliğin başka harcama kalemlerine de gösterilip gösterilmediğini merak eder. 

Nasıl bir maliyet hedefleniyor? Hangi kalemler gözden geçiriliyor? Çalışanlara dokunan kararlarla diğer tasarruf adımları arasında nasıl bir denge kuruluyor? Bunların tamamı kamuya açık ayrıntılı tablolarla anlatılamayabilir. Yine de çalışanı ilgilendiren kararların dayanağı, yetkili temsilcilerle ve ilgili kişilerle uygun kanallardan paylaşılabilir.

Bana göre güveni sağlayan, hiç zor karar almamak değil; zor kararın nedenini saklamamak. Çalışan kendi gelirini etkileyen bir değişikliğin gerekçesini bilir, haklarını öğrenir ve sesinin duyulduğunu görürse tartışma da daha sağlıklı yürür.

THY’nin ekonomik hedeflerine ulaşmasını istemekle çalışanların haklarını savunmak arasında bir çelişki yok. İhtiyaç duyulan şey, alınan kararları hem mali sonuçları hem de insani etkileriyle değerlendirmek. Sendika ne yaptığını ve ne yapmayı planladığını üyelerine anlatmalı. Yönetim de organizasyon yapısı ve diğer harcamalar konusunda ölçülebilir gerekçeler sunmalı.

Kimsenin hakkı peşinen ihlal edilmiş sayılmasın; kimsenin sorusu da peşinen gereksiz görülmesin.

Sonuçta tasarrufun inandırıcı olması için tek bir ölçü var: Herkesin aynı soruyu sorabildiği, karar vericilerin de o soruya cevap verdiği bir düzen. Çalışandan fedakârlık isteniyorsa, şirketin bütün harcamalarının aynı ciddiyetle ele alındığı da gösterilmeli. Çünkü fedakârlık, yalnızca bir tarafın omzuna bırakıldığında adil görünmez.

Hepinize mutlu, sağlıklı ve başarılı bir hafta diliyorum…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir