THY’de Krizi Ticari Refleksler mi Yönetecek? Gizli Kırılganlıklar Kıyıya Vurdu!

Krizi Ticari Refleksler mi Yönetecek? Gizli Kırılganlıklar Kıyıya Vurdu!

Değerli Okurlar,

Türk Hava Yolları son çeyrek asırda Türkiye’nin en büyük gurur ve başarı hikâyelerinden biri haline geldi. Dünyanın en fazla noktasına uçan havayolu olması, küresel ölçekte çok değerli bir markaya dönüşmesi, dev transit operasyonları gerçekleştirmesi, Avrupa’nın en hızlı ve agresif büyüyen taşıyıcısı olması gibi mottolarla sık sık gündemde geniş yankılar uyandırdı.

Ancak son dönemde İran da yaşanan savaş ve bölgede yükselen gerilim, madalyonun öbür yüzünü de görmemizi sağladı. Çünkü böylesi kriz dönemlerinde şirketlerin dışarıda sergilenen reklam yüzünü değil, gerçek dayanıklılığını görme şansını yakalarsınız. Ve bugün gördüğümüz kadarıyla THY’nin büyüyen hacmi kadar, büyüyen derin kırılganlıkları da oluşmuş.

Hava sahalarının kapanmasıyla, rotaların uzaması, jet yakıtı maliyetlerinin artması ve aksayan operasyon planları sadece kısa vadeli bir kriz senaryosu üretmedi. Aynı zamanda yıllardır büyüme odaklı yükselen yapının asıl hangi alanlarda zorlandığını da zamanla gözler önüne serdi. Artık konunun sadece uçuş iptalinden ibaret olmadığı da görüldü. Mesele artık THY gerçekten ticari reflekslerle yönetilen bir havayolu şirketi yolunda mı ilerleyecek? Yoksa jeopolitik riskleri yönetebilen stratejik bir organizasyon olma yolunda mı refleksler geliştirecek? noktasına geldi.

Çünkü bugün THY’nin operasyon ağına incelediğinizde, şirketin yalnızca yolcu taşımadığı açıkça görülür. Türkiye’nin diplomatik açılımlarla siyasi ve ekonomik iş birliklerinin geliştirildiği her coğrafyada THY’nin olduğunu görüyoruz. Tabii ki riskli bölgelerde ayakta kalmanın zorluklarıyla da olsa, politik ve uluslararası ilişkilerde görünürlüğün gerektiği her alanda da olması gereken bir THY’den bahsediyoruz. 

Bu misyonun marka açısından avantaj sağladığı gerçeğini de göz ardı edemeyiz. Ancak bu avantajın şirketi normal bir havayolunun taşımaması gereken jeopolitik riskler bırakacağını bilerek de yönetmek zorundasınız. İran savaşıyla birlikte bunun mali faturası daha açık biçimde ortaya çıktı. Artan yakıt maliyetleri, transit sürelerinin uzaması, bazı hatların verimliliğin düşmesi ve planlama kabiliyetinin zayıflaması gibi sonuçlar doğurdu.

Ve tüm bu gelişmelere rağmen THY’nin hâlâ hızlı ve agresif büyüme refleksini korumaya çalışması belki en çok tartışılması gereken konu haline geldi. Çünkü THY’nin son yıllarına baktığımızda kapasite büyütmeyi neredeyse kurumsal refleks haline getirmesi, sipariş edilen yeni uçaklar, açılan yeni destinasyonlar, kurulan yeni iştirakler ve istihdam edilen yeni personellerle ağır bir yatırım ve finansal yük gerçeği ile karşı karşıya bırakıldı.

Dünya artık 2018’in dünyası koşullarında değil. Bugün havacılık sektörünün gündemi büyümeden önce dayanıklılığın tartışıldığı bir ortama taşındı. THY’de ise hâlâ “en büyük olmak” ile “en sağlam olmak” arasındaki dengenin kurgulanması gerekmez mi? Dünyanın en fazla uçuş ağına sahip olmak elbette önemli ve değerli. Ancak şu dönemde sorulması gereken önemli soru bu büyüme refleksi ile genişleyen yapı, mali ve stratejik açıdan gerçekten sürdürülebilir mi?

Özellikle THY Teknik tarafına bu soru yansıtıldığında yankılarının daha güçlü hissedildiğini görebiliyoruz. Şirket haklı olarak dünyanın en büyük bakım merkezlerinden biri olma hedefi ile ilerliyor. Fakat sektörün en tartışmaya açık meselesi kapasite değil, insan kaynağı ve nitelikli iş gücü ihtiyacı. Yetişmiş yetkili teknisyen açığı ortadayken, artan vardiya yükü ile yetişmiş iş gücü personel sirkülasyonu önlenmeyip tecrübeli çalışan kaybı sürerken, artan operasyonel yoğunluğunu ve yorgunluğunu nasıl yönetebileceksiniz?

Havacılık sektörünün en kritik unsuru sadece uçak değil, insandır. Sistemi ayakta tutacak gücünüzü hangarların büyüklüğünden değil, hangarlarda çalışan nitelikli insan kaynağının verimli yönetilmesiyle kazanabilirsiniz. Ancak son dönemde sektörün en kritik sorularından biri de THY Teknik hızlı büyümeyi karşılayabilecek hızda kurumsallaşabiliyor mu? 

Çünkü havacılık sektörü sadece yatırımla yönetilebilen alan değil. Kurumsal kültürün tecrübesi ve sürekliliği ile yönetilmesi gereken sektördür. Bunlar yitirildiğinde ortaya çıkan sorunu birkaç çeyrek bilançoyla ölçüp izah edemezsiniz.

Özellikle İran savaşı sonrası ortaya çıkan tabloya baktığınızda havacılıkta artık sadece büyümenin yetmediğini görüyoruz. Risk yönetiminden, mali disipline ve insan kaynağının verimli biçimde yönetilebilmesinin ancak kriz anlarındaki dayanıklılığına bağlı olduğu ve en az filo büyüklüğü kadar, dayanaklılığında önemli olduğu sonucunu ortaya koyuyor.

THY’nin bugün hâlâ dünyanın ev dev markalarından biri olduğunu hiç kimse inkâr edemez. Ancak büyük olmak kadar kırılgan olmamak ve dayanıklılığı sağlamak gerekiyor. Bazen şirketlerin en tehlikeli gördükleri dönemleri doğru yönetmelerinin sayesinde tüm tabloları zirveye taşıdıklarına da şahitlik ettik. Pandemi dönemindeki kargo girişimi bunun en somut örneklerden biri olarak görülür. Çünkü krizlerde kimse büyüklüğü konuşmaz, sistemin yorulduğunu bir bahane olarak kabul etmez ve sürecin doğru yönetilip atlatılmasını arzu eder.

Belki bu savaş zaman içinde ülkenin gündeminden düşecek ama bu kriz THY’nin krizlere karşı dayanaklılık ve krizlere karşı refleks karnesini de etkileyecek. Hemen panikle çalışan maliyet kaygısıyla ücret düşüşüne ya da zamları pas geçme ile ücretsiz izin gibi eğilimlere yönelmesi aslında birkaç aylık krizler karşısında bile dayanaklılığının zayıflığını tartışmaya açacaktır.

Bu nedenle gerçek mesele filodaki uçak sayısı değil. Asıl böylesi büyük yapıların ne kadar sağlıklı ve dayanıklı olabilmesi gerçeğidir.

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramını da şimdiden tebrik ediyor ve ülkemizin gençlerine hak ettiği değeri ve önemi idrak içinde geçirilmesini temenni ediyorum.

Hepinize sağlık ve huzur dolu bir hafta diliyorum…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir