THY tarihinde bilinmeyen uçaklarının hikayesi

THY tarihinde bilinmeyen uçaklarının hikayesi

THY Tarihinde DC-7 uçakları

Sevgili okuyucularım, uçak kazaları yazılarım çok okunuyor ama arka arkaya gelince bıkkınlık gelmiş, yorulmuş olabilirsiniz, konu değişikliği yapayım diye düşünürken Trabzon inişte pistten çıkan uçak olayı oldu, bir süre konumuz bu oldu. Neyse, uçak kazaları yazılarıma bir süreliğine mola verip bu ay sizlere değişik, ilginizi çekeceğinizi sandığım bir konuyu yazacağım. THY tarihinde DC-7 uçurulduğunu çok kişi gibi sanırım THY personeli de bilmiyordur. İçinizden “Allah Allah, THY ne zaman  DC-7 uçurdu, şaka mı acaba” diye soruyorsunuzdur. Ama şaka değil, gerçek.

ABD Douglas Aircraft Company’nin hava taşımacılığı için ürettiği uçaklar, DC-1’den başlayıp DC-2, DC-3 diye devam edip DC-11 ile (MD-11) son bulmuştur. McDonnel Douglas’ın DC-11den sonra neden sivil uçak üretiminden çekilip meydanı Boeing ve Airbus’a bıraktığını merak edenler Airlinehaber sitesinde Aralık 2015 tarihinde yayımlanan “DC-10 PARİS KAZASI VE BİLİNMEYENLER” yazı dizimi okuyabilir. Zaten serinin sonu olan DC-11 de, DC-10’un kokpitinin modernize edilmiş (Glass Cockpit) versiyonuydu, yani aslında yeni bir model değildi. THY personelinin çoğunluğu ve havacılığa meraklı olanlar, THY uçak filosunun Mısır çöllerinden alınan, II. Dünya Savaşı artığı Douglas DC-3’lerden DC-9’a atladığını bilir. DC-7 uçakları ise, Douglas’ın jet yolcu uçaklarından önce ürettiği en son piston motorlu-pervaneli, kıtalararası uzun menzilli uçaklarıdır. Bu uçaklar ABD havayollarının dışında KLM, Air France, Japan Airlines, BOAC, SAS vb büyük bayrak taşıyıcı havayolları tarafından kullanılmışlardır. DC-7’den sonra gelen DC-8, Douglas’ın ilk jet motorlu yolcu uçağı 4 motorludur.

DC-7’ler DC-6’ların geliştirilmiş versiyonu olup, 1953-1958 yılları arasında 338 adet üretilmiştir. Uçak her biri 3250 hp’lik “Wright R3350” tipi 4 adet piston motorlu şanssız bir uçaktır. DC-7’lerin şanssızlığının nedeni, sivil havacılığın o yıllarında piston motorlu/pervaneli uçaklar artık yerlerini İngiliz Comet (ilk uçuşu 1949, ilk ticari uçuşu 1952) ve B707 (ilk uçuşu 1957, ilk ticari uçuşu 1958) gibi jet motorlu uçaklara bırakmaya başlamışlardı.

Şanssızlığın bir diğer nedeni de, ABD Lockheed Martin şirketi tarafından üretilen 4 piston motorlu-pervaneli Super Constellation (Lâkabı:Super Connie) uçakları 1951’den beri ABD’de bir sahilden diğerine mola vermeksizin uçabiliyorlardı. Yani rakibi sadece jet motorlu uçaklar değildi, Douglas DC-7 ile, piston motorlu/pervaneli Super Connie’lerle de rekabette geç kalmıştı. DC-7’nin ilk versiyonları ABD havayolları tarafından kullanılırken, uçuş mesafesinin istenen uzunlukta olmaması nedeniyle, Avrupalı şirketler tarafından tercih edilmemişti. Douglas daha sonra bu sorunu halletmek için, kanat köklerine ilave yakıt tankları ekleyerek uçuş mesafesini artırmıştı. İlave yakıt tankına yer açmak için, motorlar gövdeden bir kiktar kanat uçlarına doğru alınmıştı. Bu sayede motorlardan kabine iletilen gürültü ve vibrasyon da azaltılmıştı. Bu modelin adı DC-7C Seven Seas (Yedi Deniz) olmuştu.

Pan-American havayolları New York’dan Avrupa’ya direkt uçuş yapmayı planlıyor ama, doğudan batıya esen karşı rüzgar nedeniyle DC-7’lerle kazançlı bir uçuş mümkün olmuyordu. Pan-Am, DC-7’nin bu yeni versiyonu “Yedi Deniz DC-7C”lerle bu imkanı yakaladı ve 1956 yaz aylarında New York’tan Avrupa’ya ilk kıtalararası uçuşunu yaptı. Bu durumda İngiliz bayrak uçurucu BOAC şirketi de Avrupa-Amerika arasında Pan-Am’la rekabet edebilmek için, DC-7C uçağı satın almak zorunda kaldı.

Super Connie’lere gelince, uçağın ince uzun gövdesi, uzun burnu, yatay stabilize üzerindeki 3 adet dikey stabilize ve rudderları ile çok zarif, yunus balığı formunda, albenisi olan güzel bir görüntüsü vardı. Bu uçaklar güzel görünümleri nedeniyle çok sevildikleri için havacılık camiasında Super Connie dışında, “Kuzey Atlantik Kraliçesi” ve “Göklerin Mona Lisa’sı” olarak da adlandırılıyorlardı.

  1. Dünya Savaşından sonra Rusya’da 10.000 Alman askerini esaretten kurtarmak için Batı Almanya’nın Başbakanı Şansölye Konrad Adenaur’u Eylül Eylül 1955 tarihinde Frankfurt’tan Moskova’ya uçuran Super Connie uçağı müze uçak yapılmış, 80’li yılarda Lufthansa renklerinde Frankfurt Havalimanı terminali dışında yıllarca ziyaretçilere açık tutulmuştu. 1981-1986 yılları aralığında Frankfurt’ta THY görevlisi olduğum sırada müze Super Connie’yi bizzat görmüştüm.

Lufthansa şirketinin kurduğu Lufthansa Berlin Vakfı, 2007 yılında 3 adet Super Connie, 17 adet motor ve sayısız yedek parçayı açık artırma yoluyla satın almış ve 3 uçaktan 1 adet faal uçak yapılması görevini Lufthansa Teknik’e vermiştir. Lufthansa Teknik, ABD Auburn-Maine havalimanında bu iş için, bir hangar inşa ederek, “Super Star Geri Dönüyor” sloganı ile bir Super Conni’yi tekrar uçabilir duruma getirmeye çalışmaktadır. Super Star tahminen bu yıl (2018 de) uçabilirlik kazanınca, “Lufthansa Super Star Tarih Elçisi” olarak Almanya içi ve dışında uçurulması planlanıyor, tarihi tren Orient Express gibi. Avrupalılar tarihlerine çok saygılılar. Lufthansa ABD’de tam 10 yıldır sahneden silinmiş eski bir uçağı uçurabilmek için büyük emek ve milyonlarca Dolar harcıyor. (bunlar salak mı 🙂 acaba? Bu kadar ansiklopedik bilgiden sonra esas konumuza dönelim.

THY jetleşme sürecinde, Mc Donnel Douglas’a DC-9 uçakları spariş edilmişti. 1967 yılında teknisyen ve pilotların bu yeni tipe alışmaları için üretici Douglas’dan kiralanan TC-JAA tescil isimli (TOPKAPI) DC-9-10 ile filoya girmeye başlayan dokuz adet DC-9, üretildikçe teslim edileceklerinden, mevcut filosu ile artan işçi-yolcu ihtiyacına cevap veremiyordu. 1968’de TC-JAB, sonra sırasıyla JAC, JAD ve JAE uçakları 1969 yılında filoya girmişlerdi.  

THY, artan yolcu artış trafik açığını gidermek için 1967 yılında İsveç Transair şirketinden 1 adet Douglas DC-7 (Super DC-7B) uçağı kokpit ekibiyle beraber kiralamıştı. Uçak, 70 koltuk kapasiteli ve İsveç Sivil Havacılığına SE-ERC tescil adıyla kayıtlı idi, kira süresince bakım hizmetleri de İsveç Transair şirketinin sorumluluğunda idi. Uçak genel olarak, Avrupa ile ülkemiz arasında işçi taşımak için kullanılıyordu. Ne var ki, bu uçak da diğer kardeşleri gibi şanssız bir uçaktı.

THY renklerine boyalı SE-ERC, 20 Ocak 1968 Cumartesi günü 6 kişilik ekip ve 32 yolcusu ile İstanbul’dan Münih’e uçuyordu. Münih-Riem havalimanına iniş öncesi iniş takımlarını açtığında burun iniş takımı açılmadı. Yapılan tüm denemelere rağmen burun iniş takımını açmakta başarılı olunamadı. Artık yapacak başka bir şey kalmamıştı, son çare olarak 2 ana iniş takımı üzerinde emergency iniş planlandı. Bunun için uçuşa devam edilerek, depolarındaki yakıt azaltıldıktan sonra, uçak ana dikmeleri üzerine güzel bir iniş yaptı. Uçağın yerdeki hızı yeteri kadar azaltıldıktan sonra, burun yavaşca yere bırakıldı, sürtünmeye rağmen, yangın çıkmadan ve hiç kimse yaralanmadan uçağın pist üzerinde durması sağlandı. Burun yere değdirildikten sonra yere yakın olan 2 ve 3 numaralı iç motorların pervaneleri yere çarptığı için, pervane ve motorlar ağır şekilde hasarlanmıştı. Uçak pistten çekildikten sonra yapılan hasar tespit kontrollerinde, tamir edilmesinin ekonomik olmadığına karar verildi ve böylece uçak sigortanın malı oldu. Daha sonra uçağın kara yoluyla Münih’ten, yangın söndürme eğitimlerine kullanılması için, İsveç’e götürüldüğünü duymuştuk. Bir diğer şanssızlık da, bu uçağın İsveç’li teknisyeninin (kısa boylu, beyaz iş tulumu giyen, beyaz saçlı sempatik bir kişiydi) bir gece THY çelik hangarında uçağına bakımını yaparken uçak başında kalp krizi geçirip vefat ettiğini ertesi sabah işe gelince öğrenmiş, yüreğim acımıştı.     

Münih’te hurdaya ayrılan DC-7C yolcu uçağından sonra 1968 yılında, İngiliz Trans Meridien şirketinden        1 adet de Douglas DC-7CF kargo uçağı kiralandı. İngiliz sivil havacılığına kayıtlı olan uçağın tescil adı G-AWBI olup THY’nın kargo kapasitesini artırmaya yaramıştı. Yakıt kapasitesi artırılmış ve “Yedi Deniz” (Seven Seas) adı da verilen DC-7C uçağına üreticisi Douglas tarafından gövde ön ve arkaya birer kargo kapısı monte edilmiş, bazı yolcu pencereleri de iptal edilerek, DC-7CF Freighter/Kargo uçağı elde edilmişti. G-AWBI kargo uçağı 1970 yılı içinde THY filosundan çıkarılarak sahibine iade edildi.

Böylece THY tarihindeki Douglas DC-7’lerin 3 yıl süren hikayesi noktalanmış oldu.  

 

Geri

6
Kimler Neler Demiş?

1000

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Kaptan~ 7 ay önce

Güzel bir yazı olmuş.

Orhan Tarinc~ 8 ay önce

Tesekkurler…

Tesekkurler~ 8 ay önce

Guzel bir genel kultur oldu tesekkurler Sefa Agabey

Editor~ 8 ay önce

Yazı Erhan İnanç Beye ait. Teşekkürü Erhan Bey hak ediyor.

moonstar~ 7 ay önce

sefa bey thy nin dil tazminat duzenlemesiyle ilgili yazi yazmicakmisiniz acaba?gorusunuzu bilmek isteriz

Üstat~ 8 ay önce

Güzel çalışma teşekkürler