GÖKMEN 5.0 - Airline Haber

GÖKMEN 5.0

Geçtiğimiz hafta bayram vardı. Aile büyüklerimizin bir kısmı ziyaret edildi, bir kısmı arandı. Sevenlerle buluşuldu. Bayramlaşıldı. Günlerin toplamı kısa bir tatile dönüşünce yollara da koyulduk. Denize de girdik. Yollarda da bin çeşit eziyeti görüp geri döndük evlerimize. 

 

Değerli okurlarım,

Geçtiğimiz hafta bayram vardı. Aile büyüklerimizin bir kısmı ziyaret edildi, bir kısmı arandı. Sevenlerle buluşuldu. Bayramlaşıldı. Günlerin toplamı kısa bir tatile dönüşünce yollara da koyulduk. Denize de girdik. Yollarda da bin çeşit eziyeti görüp geri döndük evlerimize. 

Sonra doğum günümde Üniversitemin “Tanınan Okul” denetlemesi gerçekleşti. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü denetçilerinden hediyemi almış oldum. 

Bu hafta bayramların dününü, bugününü ve geleceğini eski ve yeni bayramlarda gördüklerimizi yorumlamaya ve geleceği birlikte düşünmeye davet edeceğim sizi. Çünkü havacıların bayram etmesi için olması veya yapılması gerekenler, bir çırpıda aklımıza gelenlerden çok daha fazla! Havacılıkta mutlu yarınları düşleyebilenler olarak yeni bir havacı modelini düşünmek zorundayız. Bunun için de dünyayı gerçeklik penceresinden algılamak, geleceğin gerekliliklerini bu pencereden tanımlayıp yorumlamak ve artık bu yeni havacıyı yarına hazırlamak zorundayız

Çünkü, bana ailemden öğretilenlere göre bayram sevinçtir, barıştır, anlamaktır, affetmektir. 

Bir o kadar da dünyanın ihtiyaç duyduğu barışı sağlamak, karşılıklı anlayışı tesis etmek, doğanın çığlıklarını duyup nereden gelip nereye gittiğimizi hatırlamak için bir araçtır. 

ESKİ BAYRAMLAR NEDEN DEĞİŞTİ

Çocuktum. Eski bayramları yaşıyorduk. Kendimizden büyük herkesle her yerde bayramlaşırdık.  Büyüklerimizin elini öperdik, onlar da bize bozuk para verirlerdi. O bozuk para ile bir şeyler yer içerdik ya da sinemaya giderdik. Evinde ziyaret etiğimiz büyükler ise mendil veya çorap hediye ederlerdi. Onları giyer, sevinirdik. Sokaklar temizdi, evlerden güzel kokular gelirdi. İnsanlar da saygılıydı. Küçücük ellerimizle şeker toplayan bizlerle konuşurken bile. Üstelik sadece bayramlarda değil, her zaman.

Sonra değiştik. Birimiz değiştik, sonra bir kısmımız, sonra çoğumuz.

Asıl konu göç bence. Memleketin dört bir yanından büyük şehirlere göç gerçekleşti. Sonra sosyal doku değişti. Farklı değer yargıları farklı aksanlarda konuşanların etkileşiminde bir araya geldi. Siyasi görüşler olgunlaştı, geniş kitlelerce benimsendi. Anlaşmazlıklar arttı. Eski yaralar kaşınıp bağlayan kabuklar acıta acıta açılır oldu.

Diğer yanda toplumumuz iyi yönetilemedi. Son 80 yıldır toplumsal sorunlara baskı yoluyla çözüm arandı ve sürekli tutuklamalar oldu. Siyasetçiler, yazarlar, düşünürler, düşünenler, bilim insanları, şairler, yazarlar, gazeteciler tutuklandı. Uzlaşma olanaklarımızı yitirdik.

Askeri darbeler oldu. Tutuklamalar oldu. Dünü nefretle anar hale geldik.

Sivil darbeler oldu. Tutuklamalar oldu. Kendi toplumumuzun içinden birilerini kinle ve nefretle anar olduk.

Dünü ile küs, başka bir dün ile barışık olmaya zorlandık korkutularak, sindirilerek.

Ve şimdi daha geniş bir ayrımdan gelen yeni toplulukların göçünden etkileniyoruz. Süreç siyasette, eğitimde, sağlıkta ve hatta medyaya yansıtmada bile sağlıklı yönetilemediği için beterin beteri sonuçlara hazırlamaya başladık kendimizi.

Bugün artık bayramlarda küçük çocuklarımızı sokağa bırakamıyoruz. Hangi yaşta olsa bir yakınımızı bir yere gönderirken arkasından dua ediyoruz. Bin yeniay gecesinden daha karanlık adamlar ve kadınlar komşumuz oldu, hayatımıza müdahil oldu.

Biz başka bir toplum olduk. Bayramlar değişti. Korkularımız arttı. Üzüntülerimiz artıyor. 

Keşke değişmeseydi bayramlar…Keşke önce ekmekler bozulmasaydı… Keşke ekmek kavgası uğruna İstanbul’a göçmüş gurbet kuşlarının kanatları kırılmasaydı…Ve daha bir sürü keşke içimizde yandı…

Oysa… Geçenlerde 200 milyon kilometre ötede Kızıl Gezegen’de göğe bakıp bize gören Perseverance’tan gelen bir resimde uçsuz uzayın derinliğinde sadece soluk mavi bir nokta olduğumuzu hatırladık. 

İnsanoğlunun bize göre bu kocaman gezegende ayak izlerinde kan var, kir var, kibirin ve öfkenin lekeleri var ama onlar en yakın gezegen olan Mars’tan bile görünmüyor. Ne yazık!

GÖKMEN 5.0

Bir önceki yazımızda şöyle demiştik: Önümüzdeki dönemde havacılığın kullandığı teknolojilere değil kullanabileceği teknolojilere odaklanmamız gerekecek.

Bugün bu konu üzerine eğileceğim. Bazı yakın arkadaşlarıma quiz yaptım, notlar kırık geldi. Bu kısım anlaşılmamış. Ben de önce kırık notu kendime yazdım, sonra da bu yazıyı kaleme aldım.

Değerli okurlarım,

Bir önceki yazımızda yer alan cümlenin gizli öznesi Gökmen 5.0. Bugün bu konuyu açacağım.

Gökmen Öztürkçe bir sözcük. Hem eril hem de dişil kullanılabildiği için hem kadına hem de adama atfedilebiliyor. Zaten Öztürkçe olup da kadın erkek ayrımına işaret eden bir simgeye rast gelmişliğim yoktur.

Gökmen kavramını havacılarımız için bir dönem Türk Hava Kurumu, bir başka sıralar Türk Hava Kuvvetleri öne çıkardı. Sevgili Muhammer Yıldız bey çok meraklıdır havacılık tarihine, ben de ilk kendisinden duymuş idim. En son birkaç ay önce Bursa’da ziyaret ettiğim ve TÜBİTAK Destekli bir proje dahilinde oluşturulan GÜHEM’de de bu ismin kullanıldığına tanık oldum: Gökmen Uzay Havacılık Eğitim Merkezi. Ne hoş!

Bizler havacıyız. İşimiz havacılık. İngilizce aviation ve aerospace sözcükleri ayrı ayrı anlamlar taşıyorsa da dilimizde her ikisine de karşılık olarak “havacılık (bazen bilim çevrelerinde havacılık ve uzay)” kavramı kullanılıyor. Bir başka İngilizce tabir airmanship için yine “havacılık” karşılık geliyor. Biraz eskiler “tayyarecilik” derler ama o da pilot olmayan havacıları dışlamaktadır.

Gökmen kavramının ortaya atılmasından beklentimiz, havacılığa tüm meslek gruplarında emek sarf edenleri temsil etmesi. Türk havacısı -kadın ya da erkek- Gökmen diye anılsın istiyoruz. Ülkemizde havacılığın temsil ettiği o özel kültüre ait olan, burada yatırım yapan, risk alan, çalışıp çabalayan ve sürekli öğrenen kadınlar ve adamlar Gökmen diye anılsın. Ne güzel!

Pekiyi hocam 5.0 neden ekledik?

5.0 ekledik çünkü 5.0 yarının toplumunu temsil ediyor. Bu topluma “süper akıllı toplum” deniyor. Kavramı toplu yaşamı doğru yorumlamakta ve birlikte çalışmayı başarmakta rakip tanımayan Japonlar ortaya attılar. Bundan önce avcı toplum (Toplum 1.0), tarım toplumu (Toplum 2.0), endüstriyel toplum (Toplum 3.0) ve bilgi toplumu (Toplum 4.0) vardı. Artık yeni bir toplum oluşuyor. Siper Akıllı Toplum (Toplum 5.0) bunun adı. Çünkü dijital dönüşüm yaşandı. Yaşamlarımızın her alanına girdi. Tüm toplumsal sorunlar küresel sorunlar haline geldi. Bir yanda ekonomik ve diğer yanda sosyolojik boyutları bulunan ve sürekli biriken güvenlik, eğitim, göç, eşitsizlik, açlık gibi sorunları tüm dünya toplumları birlikte çözmek zorunda artık.

Toplum 5.0, anılan küresel sorunları birlikte düşünerek ve yeni dijital olanakları kullanarak çözmek zorunda artık. Bunu yaparken de makinelerden ve robotlardan en etkin şekilde yararlanmak zorunda. Toplum 5.0 ekonomik kalkınmayı da dengede tutmak zorunda kalacak. Yoksa küresel ekonominin çöküşü kaçınılmazdır. 

Toplum 5.0’ın yol göstericileri bilim, teknoloji ve inovasyon olarak gösteriliyor. Eminim siz de tam bu noktada bir koca adamın sesini duydunuz. Sarışın bir kurda benzeyen ve mavi gözleri çakmak çakmak olan adamın. Ne doğru!

Peki sevgili okurlarım,

Neden akıllı toplum? Çünkü Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları manifestosunda sunulan 17 maddenin çözümü için herkesin makinelerle ve robotlarla iletişim kurmayı öğrenmesi gerekecek. Akıllı toplumun merkezinde “insan” var ve bu “insanı” açlık, yoksulluk, adaletsizlik, sağlık, göç ve benzeri sorunlardan kurtarmak hedefleniyor.

Kavramı 2017 yılında ortaya atan Japonya Başbakanı Shinzo Abe, “Teknoloji, toplumlar tarafından bir tehdit değil, bir yardımcı olmalıdır” dedi ve bir vizyon ortaya koydu. Böylece geleceğe doğru içimize ferahlık veren yeni bir kapı açtı…Korkusuz sorular soran filozof yetiştiremediğimiz, bilimde ve gelişmede kaynak yetersizliğinin sıradan insanların bile düşüncelerinin sürekli yargılandığı bugünlerde gerçeklik algımızla çelişen bir vizyon bu. Kendimizle ve gerçek dediğimiz dünya ile çeliştik. Çünkü gerçek dünyanın sorunlarını çözmek için bilim ve teknolojiye bağımlı olduğumuzu kabul etmiş oluyoruz böylece. Ne ilginç!

Değerli Gökmenler,

Böyle bir vizyon ortaya kondu çünkü sorunlar artık başkasının olamıyor.

Ve Çünkü…Endüstri 4.0 diye bir gerçek yaşanıyor. Bu gerçekle yaşamak zorunda kalan Akıllı Toplum oluşuyor. Biz de bu trende ilerliyoruz. Dışında değiliz. “Havacılığa Giriş dersinde neden 17 adet Kalkınma hedefini anlatıyorsun, bunun havacılıkla ne ilgisi var?” diyen arkadaşlarım bugün de anlamayacaklar. Olsun varsın, biz kendimizce doğruları kovalayalım. Sonuçta bilim insanları mutlak doğruya değil doğruya en yakına inanır ve daha da yakın bir doğru için çaba sarf eder. Belki biz de böyle çabalaya çabalaya gerçekten bilim insanı oluruz.

Korkusuzca sorgulayan bir nesil geliyor zaten, ben tanık oluyorum. Onların dünyasında bu zaten bu hem bir gereklilik hem de bir zorunluluk.

Dijital dönüşüme uyum sağlamak da bir diğer gereklilik, zorunluluk. Bu kendiliğinden hem bireysel hem de toplumsal bir sorumluluk haline geliyor. Çünkü gerçek dünya ile sanal dünyanın sınırları silinmeye başladı. Bu köşemizin sınırları ise bu güzel tartışma konusuna “nesnelerin internetinden”, “nesnelerin dijitalleşmesinden”, arada kalan bilimsel boşluklardan, çok gerilerde kalan hukuksal çerçeveden bahsetmeye yetmeyecek. 

Fakat çok açıktır ki önümüzdeki 10 yıl içinde küreselleşen tüm sorunlara karşı birlikte hareket etmeye çabalayacağımız dijital platformlardan sesimizi duyuruyor olacağız. Tıpkı şu an “sen ve ben” birbirimizi anlarken olduğu gibi. Ne çarpıcı!

GERÇEK BAYRAMLAR İÇİN

Değerli okurlarım,

Gerçek bayramlar gerçek dünyayı, doğayı ve içinde yaşadığımız koşulları perdesiz pencereden görüp anladığımız gün yaşanacak. 

Bilimin ve teknolojinin gereğini tam olarak yerine getirmeye başlayacağımız, korkusuz sorular soracağımız gündür o. 

İnsanı, hayvanı, zeytin ağacını, karıncayı, okyanusun sesini ayırmadan dinleyip korkmadan ilerleyeceğimiz gündür o. 

O gün geldiğinde bir başkası ile bir işi birlikte başarmak için korkunun değil güvenin, adaletin ve “yalnızca gerçeği görmenin” gereğinin anlaşıldığı bir toplumda yaşıyor olacağız. Ne muazzam!

Bunun için “hayatta en hakiki mürşit ilimdir” demek gerekiyor.

Biliyordunuz zaten. Ne güzel!

Dr.Cengiz Mesut BÜKEÇ, 

YORUMLAR

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum Airlinehaber moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Tüm Yorumlar (2)
  • ÖMER TALHA ERSOY
    3 0

    Ellerinize sağlık Cengiz Hocam.

  • Öznur
    2 0

    Sonuçta bilim insanları mutlak doğruya değil doğruya en yakına inanır ve daha da yakın bir doğru için çaba sarf eder.Gerçek ve uygulanabilir havacılık için tüm havacilarin uyması gereken bir kural gibi geldi bana muhteşem. Yine çok güzel ve öğretici yazınız için ben kendi adıma teşekkür ederim. NİCE YILLARINIZ OLSUN.DOĞUM GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN.



Sıradaki haber:

SENDİKACILIKTA YENİ DÖNEM… KAPATIN ŞUBELERİ… SENDİKALARDA TASARRUF DÖNEMİ BAŞLAMALI…

Hızlı Yorum Yap

Yazarlar
Video
Galeri

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Airline Haber'e üye olun

Zaten üye misiniz ? Buraya tıklayarak Üye girişi sağlayabilirsiniz.

Airline Haber'e giriş yapın

Henüz üye değil misiniz ? Buraya tıklayarak Üye olabilirsiniz.