Sektöre Dışarıdan Bakan Biri Değilim. THY bu denklemde akıllı davranıyor

Sektöre Dışarıdan Bakan Biri Değilim. THY bu denklemde akıllı davranıyor

Değerli Okurlar,

Rahmetli babamın vefatıyla mirası olan AirlineHaber’deki köşesini yaşatmak ve onun bana yüklediği misyonu sürdürmek maksadıyla her hafta aksatmadan yazmaya çalıştım. Havacılık sektöründe bir akademisyen aynı zamanda bir uçak teknisyeninin evladı olmanın sunduğu tüm derin hafızayı sektörün hizmetine sunmaya çalıştım. Yeri geldiğinde sektörün başarılarını, yeri geldiğinde de sorunlarını yazdık. 

Kimi zaman uçak bakım teknisyeninin yaşadığı zorlukları dile getirmeye, çekindikleri konuları gündeme taşımaya çalıştım, kimi zaman kabin memurlarının karşılaştıkları zorlukları, uğradıkları muameleleri yazdım, kimi zamansa pilotların ağır sorumlulukları ile zorlu çalışma koşullarını onların dilinden ve gözünden kaleme aldım. Bunu yaparken hiçbir zaman etki altında kalmadım.

Her daim pusulam hep aynı oldu: Gerçekleri kamu yararına yazıp, sektörün sesi olmanın dışına çıkmadım.

Bugüne kadar ne ülkemin ne de devletimin milli hassasiyetlerine zarar verecek bir dil kullanmadım. Asla kurumlarımızın itibarını hedef alan bir anlayışın parçası olmadım. Tam aksine ülkemizin sektördeki başarılarıyla her zaman çok büyük bir gurur duydum. Özellikle savunma sanayii alanında elde edilen başarıları büyük bir heyecanla ve övgüyle yazdım. Türk Hava Yolları’nın her zaman dünya çapındaki büyümesini, ülkemize kattığı milli ve manevi değeri ve taşıdığı marka gücünü her fırsatta takdir ettim.

Çünkü ben bu sektöre dışarıdan bakan biri değilim.

Ben en nihayetinde ömrünü mesleğine ve sektöre adamış vefatından önceki gece bile sektöre olan aşkla emekle yazısını yazıp vefat etmiş bir uçak teknisyeninin, aynı zamanda yıllarca mesleğini, derneğinin başkanlığını yapmış bir emektar savunucunun çocuğuyum. Kursağından THY’nin ekmeği geçtiği bir bireyim. Bu kurumun emeği ile büyümüş, bu sektörün içinde yetişmiş evlatlarındanım.

Bu sebeple eleştirilerimi veya önerilerimi asla yıkmak için değil, daha iyiye ulaşmak, daha iyisini yaşamak için yaparım. Bana ulaşan sitemleri, çalışanların yaşadığı sorunları, yönetsel ve yöntemsel aksaklıkları dile getirirken tek amacım çözümün bir parçası olmak, sahanın üst akıllara alternatif bir gözü olmaktır.

Bir kurumu sevmekle o kurumun her uygulamasına doğru demek aynı şey değildir. Sadakat ile suskunluk arasında çok önemli bir fark olduğunu unutmayalım. Bir yanlışı dile getirmek asla ihanet olamaz. Aksine kuruma duyulan aidiyetin ve sorumluluk duygusunun göstergesi olabilir. 

Yıllardır yalnızca bağımsız ve tarafsız biçimde sürdürdüğümüz habercilik anlayışına rağmen bazı davalar ve suçlamalarla karşı karşıya kaldık. Örneğin hakkımda beraat kararı verilmesine rağmen bu karara itiraz edildi. 

Elbette herkes hukuki yollarla hakkını arayabilir. Tabii ki bu hakka saygımız sonsuzdur. Bugün yaşadığım kırgınlık asla kişisel değildir.

Çünkü çok iyi biliyorum ki korkunun hâkim olduğu yerde asla gelişim olamaz. Eleştirinin olmadığı yerde asla büyüme ve ilerleme yaşanamaz. Farklı seslerin yanlış olarak görüldüğü yerlerde ise gerçekler konuşulmaz.

Ama yine de umudumu yitirmiyorum.

Bugüne kadar bana sesini sitemini ulaştıran taşeron çalışanların, baskı altındaki teknisyenlerin, havada iyi davranılmayan kabin ekiplerinin, yanlış muameleye uğradığını düşünen her kesimin sesi olmaya hukuk normları içerisinde devam edeceğim. 

Türk Hava Yolları Uçmuyor, Alan Açıyor

Bazı havayolu şirketleri kriz dönemlerinde küçülür. Bazıları beklemeyi tercih eder. Bazılarıysa yalnızca günü kurtarmaya çalışır. Türk Hava Yolları’nın son bir haftalık küresel haber akışını incelediğimde karşımıza bambaşka bir tablo çıkıyor. Bekleyen değil pozisyon alan, savunmada kalan değil alan açan bir hava yolu şirketi görüyorum.

THY gerçekten kontrollü bir küresel büyüme mi yürütüyor, yoksa dünya türbülans içindeyken aynı anda fazla cepheye mi açılıyor?

Son yedi günde dünya basınında çıkan haberler yeni uçuşlardan ya da ortaklıklardan ziyade haberlerin tamamı tek bir cümle kuruyor.

THY küresel güç merkezi olmaya çalışıyor.

Air Europa hamlesi bunun en net örneği.

300 milyon euroluk yatırım…

Yüzde 25’i aşan hisse planı…

İspanya’dan gelen yabancı yatırım onayı…

Bunlar finansal detay olarak okunmamalı. İşin gerçeği ise THY, Avrupa-Latin Amerika hattında koridorun sahibi olmak istiyor.

İspanyol basınının THY’yi “stratejik oyuncu” olarak tanımlaması boşuna değildi. Çünkü bu hamle, klasik havayolu büyümesinden farklı. Türkiye’nin göz bebeği olan THY Avrupa havacılık denkleminde siyasi ve ekonomik ağırlık üretmeye başlaması anlamına gelmekte.

Ve açık konuşmak gerekirse…

Bu cesur bir adım…

Ama aynı zamanda riskli.

Çünkü Avrupa’da büyümek uçak almakla olmaz. Regülasyonla, siyasi reflekslerle, rekabet duvarlarıyla ve görünmeyen diplomatik sınırlarla mücadele etmek gerekir. Brüksel’in vereceği karar bir yatırım onayı olmayacak; Avrupa’nın THY’ye ne kadar alan açacağını da gösterecek.

Diğer tarafta ise çok daha sessiz ama en az Air Europa kadar önemli bir hamle var.

Meksika.

THY’nin Volaris ile yaptığı kod paylaşımı basit bir ticari anlaşma gibi okunabilir. Oysa havacılıkta bazen en büyük genişleme, kendi uçağını uçurmadan yapılan genişlemedir.

23 iç hat noktası…

Aslına bakılırsa THY’nin Latin Amerika oyununa attığı altyapı adımı olarak görüyorum.

Üstelik bunu yeni uçak bağlamadan yapıyor olması önemli. Çünkü bugün dünya havacılığının en büyük problemlerinden biri uçak bulabilmek. Teslimatlar gecikiyor, motor krizleri sürüyor, filolar baskı altında.

THY ise bu denklemde akıllı davranıyor.

Ama işin bir başka yüzü daha var.

Aynı hafta içinde Reuters’ın geçtiği SunExpress iptalleri haberi ise bize gösterdiği,

Bölge hâlâ kırılgan.

Dubai yeniden açılıyor…

Ama Beyrut ve Erbil tarafında temkin sürüyor…

Biletlerde esnek değişiklik politikaları devam ediyor…

Yani THY bir yandan büyüme hikâyesi yazarken, diğer yandan yangın ihtimaline karşı çıkış kapılarını açık tutuyor.

Bu tam da modern havacılığın özeti.

Artık hiçbir hava yolu operasyon yönetmiyor. Kriz psikolojisi yönetiyor.

Ve belki de haftanın en çarpıcı mesajı Sydney haberiyle geldi.

19 saate yaklaşan ultra uzun menzil…

A350-1000ULR planı…

Yeni business suite konsepti…

Orlando, Minneapolis, Philadelphia gibi yeni hedefler…

Kısacası planlama “daha fazla uçmak” yerine marka prestiji inşa etme hikâyesine dönüşmüş durumda.

Çünkü dünyanın en uzun uçuşlarını yapabilen şirketler taşıyıcı olarak görülmez. Küresel ligde psikolojik üstünlük de kurar.

Bence THY’ye küçük ama önemli bir eleştiri yapmak gerekiyor.

THY son yıllarda o kadar hızlı büyüdü ki, bazen iletişim dili operasyonel gerçekliğin önüne geçebiliyor. Her yeni hedef büyük heyecan yaratıyor; ancak yolcunun yerde yaşadığı gecikme, yoğunluk, erişim problemi ya da hizmet standardındaki dalgalanmalar da aynı hızla büyüyor.

Küresel marka olmak haritada daha fazla noktaya gitmek değildir.

Aynı kaliteyi her noktada sürdürebilmektir.

Çünkü büyümek etkileyicidir…

Ama büyürken standardı koruyabilmek asıl meseledir.

Yine de tabloya genel olarak baktığımızda şunu kabul etmek gerekiyor.

THY bugün bölgesel bir hava yolu gibi davranmıyor.

THY vizyonu; Avrupa’dan Latin Amerika’ya, Körfez’den Avustralya’ya uzanan yeni bir hava koridoru kurmak.

Türk Hava Yolları artık kendi etki alanını genişletiyor.

Hepinize sağlık ve huzur dolu bir hafta diliyorum…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir