Değerli okurlar,
Geçen yıl New Delhi’de yapılan IATA Genel Kurulu ile bu yıl Rio’da yapılan toplantıyı yan yana koyunca sektörün ruh hali net biçimde ortaya çıkıyor. Bir yıl önce herkes toparlanmadan bahsediyordu. Yakıt fiyatlarının düşmesiyle birlikte sektör biraz nefes almıştı. Yolcu talebi güçlüydü. Havayolları yeniden büyüme planları yapıyordu.
Bugün ise tablo tamamen değişmiş durumda.
Rio’daki toplantının ana gündemi büyüme değil, ayakta kalma meselesiydi. Jet yakıtındaki sert yükseliş, Orta Doğu’daki savaşın yarattığı belirsizlik, uçak teslimatlarındaki kriz, motor problemleri ve sürdürülebilirlik maliyetleri sektörün bütün hesaplarını bozmuş durumda.
Eskiden havacılık sektörü krizleri dönemsel yaşardı. Şimdi ise krizler sektörün yeni normali hâline geliyor.
Kâğıt Üzerindeki Büyüklük Gerçeği Gizliyor
Dışarıdan bakınca havacılık hâlâ dev bir sektör gibi görünüyor. Milyarlarca yolcu taşınıyor. Havalimanları dolu. Uçak siparişleri devam ediyor. Ama rakamların içine girildiğinde işin rengi değişiyor.
IATA’nın açıkladığı kâr marjı yüzde 2 seviyesine kadar düşmüş durumda.
Bu kadar büyük operasyonu döndürüp sonunda yüzde 2 kâr bırakabilmek aslında sektörün ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.
Bir savaş çıkıyor, bütün maliyet dengesi değişiyor.
Bir üretici teslimatı geciktiriyor, operasyon planı bozuluyor.
Yakıt fiyatı yükseliyor, bütün yılın hesabı yeniden yapılıyor.
Rio’daki toplantıda herkesin ortak problemi buydu. Kimse bunu yüksek sesle söylemese de sektör ciddi baskı altında.
IATA ile Avrupa Arasında Büyüyen Gerilim
Toplantının en sert başlıklarından biri ekonomi ve finans tartışmalarıydı. Özellikle Willie Walsh’ın konuşmaları artık klasik sektör açıklamalarından çok daha sert bir tona dönmüş durumda.
IATA açık biçimde Avrupa’daki bazı uygulamaları hedef alıyor.
SAF zorunlulukları…
Karbon maliyetleri…
Yolcu hakları düzenlemeleri…
Havalimanı ücretleri…
Sektörün temel itirazı şu: Üretim kapasitesi oluşmadan havayollarına ağır maliyet yükleniyor.
Burada IATA’nın haklı olduğu noktalar var. Çünkü bugün sürdürülebilir havacılık yakıtı üretimi hâlâ toplam ihtiyacın çok küçük kısmını karşılıyor. Buna rağmen havayolları milyarlarca dolarlık dönüşüm baskısıyla karşı karşıya kalıyor.
Ama sektörün de kendine hiç pay çıkarmaması doğru değil.
Çünkü yolcu hakları düzenlemeleri boş yere çıkmadı. Avrupa’daki birçok düzenleme yıllarca süren gecikmelerin, iptallerin ve yolcu mağduriyetlerinin sonucu oluştu.
Asıl ihtiyaç duyulan şey sektör ile ekonomi ve finans arasında daha gerçekçi denge kurulması.
Türkiye Bu Kez Masanın Dışında Değildi
Rio’daki toplantıda dikkat çeken ülkelerden biri Türkiye oldu. Özellikle THY ve Pegasus’un görünürlüğü önceki yıllara göre çok daha güçlüydü.
THY tarafında en önemli başlıklardan biri bölgesel jet çalışmasıydı. Embraer E-Jet ve Airbus A220 gibi uçakların değerlendirilmesi aslında şirketin yeni dönem stratejisini gösteriyor.
Çünkü mesele sadece büyük merkezlerden büyük uçaklarla büyümek değil.
İkincil şehirleri sisteme daha verimli bağlamak gerekiyor.
Anadolu bağlantılarını daha güçlü kurmak gerekiyor.
Daha düşük maliyetli ama daha esnek operasyon modelleri gerekiyor.
THY bunu görmeye başlamış durumda.
Aynı şekilde Thai Airways ile yapılan iş birliği de şirketin Asya tarafındaki büyüme isteğini net biçimde ortaya koyuyor.
Pegasus tarafında ise farklı bir dönüşüm dikkat çekiyor.
Şirket artık düşük maliyetli taşıyıcı kimliğiyle anılmıyor. Rio’daki CEO panellerinde Pegasus yönetiminin görünürlüğü oldukça yüksekti. Mehmet Tevfik Nane’nin IATA yönetimindeki yükselişi de bunun önemli göstergelerinden biri.
Pegasus artık operasyon yöneten şirket değil, sektör politikalarında söz söyleyen oyuncuya dönüşüyor.
Türkiye’nin Eksik Kalan Tarafı Hâlâ Aynı
Ancak bütün bu tablo içinde önemli bir eksik de var.
Türkiye’de havacılık denince hâlâ her şeyi birkaç şirket üzerinden konuşuyoruz.
Peki sektörün geri kalanı nerede?
Havalimanı işletmecileri neden daha görünür değil?
Yer hizmetleri şirketleri neden bu dönüşümün merkezinde konuşulmuyor?
Sendikalar neden daha güçlü pozisyon almıyor?
Çünkü havacılık yalnızca uçak işletmekten ibaret değil.
Enerji tarafı var.
Karbon dönüşümü var.
İnsan kaynağı problemi var.
Bakım ve teknik kapasite sorunu var.
Önümüzdeki dönemde bu başlıkları yönetemeyen ülkeler transit pazar olarak kalır.
SAF Konusunda Türkiye Kritik Karar Verecek
Rio’daki toplantının en önemli başlıklarından biri sürdürülebilir havacılık yakıtıydı.
IATA’nın verdiği mesaj netti: Üretim hâlâ yetersiz.
Bu da Türkiye için kritik bir döneme işaret ediyor.
Eğer Türkiye SAF üretim tarafında güçlü adım atmazsa, Avrupa’nın karbon maliyetlerini satın alan ülkeye dönüşür.
Ama doğru yatırım yapılırsa burada ciddi fırsat oluşabilir.
Çünkü Türkiye’nin enerji, lojistik ve transit avantajı hâlâ çok güçlü.
Önemli olan bu dönüşümü “uyum zorunluluğu” gibi görmek yerine stratejik sanayi alanı olarak okuyabilmek.
Rio’daki Asıl Hava Şuydu
Toplantı boyunca en dikkat çekici şey şuydu:
Kimse artık eskisi kadar rahat konuşmuyor.
Sektör büyümeye devam ediyor ama daha tedirgin büyüyor.
Çünkü herkes aynı soruyu düşünüyor:
Bir sonraki kriz nereden gelecek?
Yakıt mı?
Savaş mı?
Karbon baskısı mı?
Tedarik zinciri mi?
Yoksa finansman krizi mi?
Rio’daki AGM bana şunu gösterdi:
Havacılık sektörü hayatta kalma hesabı yapıyor.
Türkiye için fırsat da burada başlıyor.
Eğer doğru strateji kurulursa Türkiye bu dönemin kazananlarından biri olabilir.
Ama eski alışkanlıklarla devam edilirse, dünyanın değişen havacılık düzeninde büyük transit merkezlerden biri olarak kalır.
Tüm havacılara güvenli ve huzurlu bir hafta dilerim.
Görüş ve önerileriniz için: Mevlüt Zor / mevlutzorr@gmail.com









