Yönetmek istersen, TAV’a bak(!)

Yönetmek istersen, TAV’a bak(!)

Ülkemizin en büyük problemlerinden biri, siyasi Dalgalanmalara sürekli çok açık olmasıdır. Sürekli yaşanan ekonomik ve siyasal istikrarsızlıklar sonucu değişen hükümetler, devlet işletmeleri olan kurumları siyasal çıkarlarına alet ederek, istikrarsızlıklarının buralara da taşınmasına neden olmuşlardır. Özelleştirme mantığının tüm kamu şirketlerinde geçerli olduğu savunulurken, aynı zamanda da bu kurumlara yönelik değişik manipülasyonlar yapılmaktadır.

Milli havayolumuz olarak yıllardır bayrak taşıyıcılığımızı yapan THY da bu anlayış ve çelişik uygulamalardan payını almış sonunda ne olduğu belirsiz bir duruma getirilmiştir. THY’de, eskiden olduğu gibi, sadece Yönetim Kurulu ve Genel Müdür düzeyinde değil, alt kadrolara kadar yaygınlaşan bir siyasi kadrolaşmanın en yoğun yaşandığı kurumlarımızdan biri olmuştur.

Düşünülecek olursa, ülkenin yönetimini ele geçirmiş olan siyasi partiler, başarılı olup bir dahaki seçimlerde oy oranlarını artırmak isterken, neden bu tür kadrolaşmalara gider, işletmeleri ehil olmayan kişilere teslim ederler, hem işletmeyi zarara sürüklerler, hem de kendilerini zor durumlara düşürürler, anlaşılır gibi değil. Bu durum devletin sürekliliğini de çeşitli zaaflara sürüklemekte ve ülkemizi, telafisi çok zor zaman ve maddi kayıplarına neden olmaktadır. Şunu da sormadan geçemeyeceğim; iktidara gelen hükümetlerin değiştirdikleri deneyimli kadrolar, TC vatandaşı değiller miydi acaba? Ya da bu eski deneyimli kadrolar, kasıtlı olarak, düzgün çalışan düzeni bozmaya yönelik çabalar içerisinde mi olacaklardı? Tabiî ki Hayır.

Şimdiye dek işten çıkarılan personel yapısına baktığımızda; bunların hemen, hemen hepsinin daha iyi bir konumda iş bulduklarını ve sektörde veya sektör dışında başarılı çalışmalarını sürdürdüklerini görüyoruz. Bundan da çıkan sonuç; işten çıkartılmaların nedeninin beceri ve bilgi yeterliliğinden değil olmadığı tek amacının siyasal kadrolaşma adına yapıldığıdır.

***

Bu karanlık tablonun yanında, ülkemizin, her geçen gün yıldızı parlayan, büyük atılımlar içersinde olan bir dünya şirketimiz var. Sadece yurt içindeki yatırımlarıyla değil, yurtdışındaki büyük projelere imza atmasıyla da tanınan bu şirketimizin TAV olduğunu hemen anlamışsınızdır.

Tav’ın gelişimine şöyle bir göz attığımızda; Yönetim kurulu başkanı Sayın Hamdi Akın ve şirket CEO’su Sayın Sani Şener’in yönetiminde, havalimanı yapımı ve Terminal işletmeciliği ile ülkemizde ve dünyada çok iyi bir yere geldi. Başarılı olmalarının birçok nedenleri var. Ben yazmaya çalıştığım konu ile bağlantısı nedeniyle sadece bir tanesini gündeme getirmeye çalışacağım.

TAV yönetimi, DHMİ’nin emekli olmuş birçok Baş Müdürüne ve Baş Müdür yardımcılarına kapısını açmış, onların havalimanı işletmeciliğindeki deneyimlerinden yararlanma yoluna gitmiştir. Elindeki bu yetenekli ve deneyimli kadroya, son günlerde sektör el yatkınlığı ve yurtdışı başarıları herkesçe bilinen Sayın Cem Kozlu’yu da katarak, gücüne güç katmıştır.
THY’nin ise, değil yeni sektörel deneyimli eleman almak, elindeki deneyimli kadroları dışladığı, elinden kaçırdığı, şirketi personel erozyonuna uğrattığı görülmektedir.

Aslında THY’nin, Avrupa’daki dev şirketlerle başa baş bir mücadele edebilmesi için çok basit bir yöntem var; ya o şirketlerin başarılı yöneticilerini istedikleri maaşı vererek transfer edecekler, hatta yetmezse kardan prim bile teklif verecekler, ya da THY’nin yöneticilerini ne yapıp edip o şirketlerde işe başlatarak onların çöküşünü sağlayarak dengeye getirecekler.

Zaman, zaman düşünmüşümdür; “futbolda yabancı futbolcu, yabancı çalıştırıcı oluyor da, neden kamu şirketlerimizde bu olamıyor” diye. Hatta Milli Takımımızın başına bile yabancı hoca getirtilirken, neden ülkemizin baş tacı Milli Havayolumuza yabancı yönetici getirilmez.

Diyelim ki, iktidar partisi kendi adamlarıyla çalışmak için diğerlerini yolladı. Peki, bu getirdikleri kimselerin bu işi yapıp yapamayacağını, yani işin ehli olup olmadığını düşüneme di mi? Mühendis olmak, pilot olmak, havayolunu işletmek için yeterli mi? Bir insanın akademik kariyeri olması, onun çok iyi bir idareci olacağının kanıtı mıdır?

Piontek’den çok şey öğrenen Fatih Terim, bugün Türk Milli Takımını çalıştırmıyor mu? Yabancı bir havayolu şirketi yöneticisi gelse, yanına şimdiki kadroyu versek deneyim kazansalar, birkaç sene sonra THY’yi yönetseler daha başarılı olmazlar mı?

Madem kendi ülkenin insanına güvenemedin ve onların sana, yanlış yapabileceğini düşünerek hepsini değiştirdin, bari yabancılarla çalış, çalış ki, gittikçe eriyen ve büyük imaj kaybına uğrayan göz bebeğimiz THY kurtulsun.

Biz burada THY’yi değil yönetimini eleştiriyoruz, şirketin daha iyiye gitmesi için politikalar üretiyoruz. Aman yapmayın şirketimizi yıpratmayalım, idare edelim, yabancılar duymasın, zamanla her şey düzelecek gibi yönetimi kayırıcı şak, şak cılık yapmak, her şeyi zamana bırakarak bekle gör politikası gütmek bu ülkeye yapılacak en kötü davranış olur. Bu düşünce yapısında olanlara “Görünen köy kılavuz istemez” demek istiyorum.

Değerli okurlarım; 

Yukarıda, belki bazılarınıza uçuk gelecek fikirler üretmeye çalıştım. Ama ben bu fikirlerimin her zaman arkasındayım. Sizlere iki tane şirket örneği verdim. Bu iki şirketimizde hem Ulusal hem de Uluslararası faaliyetler içerisindeler. Aralarındaki yönetim anlayışı farklılığını ortaya koydum. Doğru tektir mantığıyla hangisinin daha doğru yolda olduğunu beraber yorumlayabiliriz.

Özelleştirilmiş şirket mantığıyla hareket kabiliyetini artıran THY, beyin olarak hala kamu mantığındadır. Vücut başka yerde beyin başka yerde olunca ortaya çıkan sonuç budur. Şirketlerden önce beyinler özelleştirilmelidir.

Hatalı olan, şu anda yöneticilik yapmaya çalışanlar değil, onları orada tutan siyasi otoritedir. 

Saygılarımla..

Etiketler: