MAKUL ŞÜPHELİ ŞİRKETLERİMİZ.29 Aralık 2014 Pazartesi

Son günlerde adalet kavramına yeni bir kavram getirildiğini ve bu kavrama “Makul şüphe” dendiğini hepimiz biliyoruz. Bu kavramın ne kadar mantıklı bir içeriğinin olup olmadığı konusunda yorum yapmayı isterdim, ama, “burası havacılık sitesi, bırakın bu işleri” diyebileceklerin çıkmaması için; konuyu havacılığa getirmeyi uygun görüyorum.

Bildiğiniz üzere; dünyada yakıt fiyatları bir süredir düşüş göstermektedir. Bu düşüşün ne kadar süreceği bilinemiyor. Tabii ki dileğimiz; yakıt fiyatlarının bugünkü bantta kalması. Bugünlerde yaklaşık 60 dolar seviyesinde seyreden yakıt fiyatları, geçen sene 105 dolar seviyelerinde idi. Petrol ithal eden bir ülke olduğumuzdan, yakıt fiyatlarının ucuzlaması, karlılığa ve ekonomimize olumlu katkı yapmaktadır.

Bir havayolunun en büyük maliyet kalemleri; yakıt + personel + uçak kira + yer hizmetleri + ikram ve yolcu vergisidir. Bu giderlerden, doğrudan kontrol edilebileni ise sadece personel gideridir. Ülkemiz gibi, petrol ürünlerini dışarıdan almak zorunda olan ülkeler, yakıtın artışından korunma adına her ne kadar Hedge (korunma) yaparak yakıt fiyat artışından minimum derecede etkilenmeye çalışsa da, yine de yeterli olmuyor. Ayrıca, bildiğiniz üzere Hedge konusu bir nevi kumar olup, kimsenin beklemediği bir anda yakıt fiyatları düştüğünde, yüksek miktarda Hedge işlemi yapanlar kaybetmiş oluyorlar.

Havayolunun ikinci büyük gideri ise personel (Özellikle THY) maliyetleridir. Yakıt + uçak kira + yer hizmetleri + ikram ve vergi maliyetlerini kontrol edemeyen sektör, iş personel maliyetine geldiğinde; ülkedeki işsizlik rakamlarını da göz önüne alıp “vur abalıya” dercesine acımasız kararlar alabiliyor. Kısaca, diğer maliyetlerden yediği dayağı, çalışanlarından çıkartmaktadırlar.

Yakıt fiyatlarının düşüşe geçmesi nedeniyle, herkes bilet fiyatlarının ucuzlaması gerektiği hususunda görüşler iletmeye başladı. Hatta, TBMM’de soru önergesi veren bile oldu. Bu soru önergesi ne kadar mantıklıdır bilemem, ama, ben konuya farklı bir yerden yaklaşayım. Havayollarının en büyük gideri, yakıt olduğuna göre ve bu yakıt fiyatlarının ucuzlamasıyla, maliyetlerinde yüksek düşüş olması bir gerçektir. Her zaman maliyetlerin arttığından yakınarak personele zam noktasında cimri davrananların, kesenin ağzını açıp personele ikramiye vermesi veya zam yapması kaçınılmaz bir durum olmuştur.

Bırakın bu düşük ücret veya tavan ücret safsatalarını. Bu konuda daha öncede bir yazı yazıp Binali Yıldırım Beyin yaptığı tavan bilet fiyatı uygulamasını eleştirdiğim gibi, şimdi de bir kez daha söylüyorum ki, serbest piyasa ekonomisinin hüküm sürdüğü ülkelerde, bilet fiyatlarını bakanlık veya sivil havacılık otoriteleri belirleyemez. Aşağıda örnek olarak verdiğim uçuşlara baktığınızda, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Bakanlık olarak yapacağınız; eşit rekabet koşullarını sağlayarak özel havayollarının sayısını artırmak olmalı. Bir şirket; İst-Ank arası 1000 TL’ye uçmaya çalışıyorsa, hayhay buyur uç dersiniz. Bu şirket 1000TL’ye Ankara’ya yolcu buluyorsa, uçsun size ne… Tek çözüm, bilet fiyatları ile oynamayıp rekabete yol vermeniz olacaktır.

Bu haftaki konumu, yine siz değerli okurlarım ile birlikte yorumlamaya ayırdım.

Öncelikle içinde bulunduğumuz kış döneminde bilet fiyatlarının yaz sezonuna göre daha ucuz olduğunu belirtmek isterim. Bu düşünceye Tüm havayollarının bilet fiyatlarını internetten kontrol ederek ulaştım.

Şimdi birlikte değerlendirelim;

1-Rekabet olan hatlarda, bilet fiyatları düşük sezon olması itibariyle de ucuza satılıyor. Uçuşa bir kaç gün varken dahi promosyon sınıfından biletler satılmakta. 40-50-60 liralara biletler var.

2-Rekabet olmayan hatlara baktığımızda ise, durum değişiyor. Örnek olarak erken rezervasyon fırsatını da değerlendirip 26.12.2014 tarihinde, 10 Mart 2015 tarihli bilet fiyatlarına baktım. Sadece en ucuz sınıfları baz alarak değerlendirelim.

İstanbul Atatürk Havalimanı-Ankara uçuşu THY bilet fiyatları:

Gece 01:30, 84TL; ve genel olarak öğle saatlerinden akşama kadar bir çok sefer var ve 84TL “ye satın alırsanız, 15TL hizmet bedeli var ve ücret 99TLye çıkıyor.

Akşam 20.00 veya 21.00 gibi uçmak isterseniz; şimdiden bilet fiyatları 284TL ve satın almak isterseniz hizmet bedeli 25TL’ye çıkıyor ve toplam 309 TL.

Merak ettim, sonraki günlere baktım; yine aynı fiyatlar. Bu durumda; ya o tarihlerin hepsinde çok fazla rezervasyon var, ya da akşam yoğun saatler olduğundan promosyon sınıfından satışa açmayıp rekabet olmamasından dolayı yüksek fiyata satışa başlıyorlar. Benim tahminim yoğun saatlerde satışa 284 TL ‘den başlıyorlar.

İstanbul Sabiha Gökçen-Ankara ise; yine THY ile; 54TL veya 60TL’ye bilet almak isterseniz, hizmet bedeli de sadece 5 TL, yani toplamda 59TL. Bu meydandan Pegasus da sefer yaptığı için, acaba bu ucuzluğun sebebi Pegasus rekabeti mi diye baktım.

Aynı tarihte Sabiha Gökçen’den Ankara’ya Pegasus’un 10 seferi bulunuyor ve en pahalı seferi 28,99TL. Satın almak isterseniz, ilavelerle 43.99TL ye geliyor. Rekabetin güzel tarafı bu olsa gerek..

Kısaca; Atatürk Havalimanından Ankara’ya, sadece THY’ye uçuş izni vererek THY’ye yapılan kıyağın karşılığı, vatandaşa kazık olarak geri dönmekte.

Başka bir çok hattı inceledim, eğer bir hatta rekabet varsa, bilet fiyatlarına bu durum yansımış, rekabetin olmadığı hatlarda ise; fiyatlar uçaklar gibi yüksek irtifada uçuyor. Bu da özel havayollarımızın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Düşünsenize THY ile baş başa kalsak ne olurdu?

Sonuç olarak; tüm hatların rekabete açılması için gerekli adımların yetkililer tarafından atılması gerekir. Hiç bir hat, hiç bir kurumun tekeline bırakılmayacak şekilde, halkın çıkarları düşünülerek serbestleştirilmedir. İç hat için yaptığım yorumların hepsi dış hatlar için de geçerlidir.

Şimdi; “yazı başlığınızdaki “MAKUL ŞÜPHE” ne yahu… Sadede gelin ve açıklayın bakalım” dediğinizi duyar gibiyim, onun için, hemen konuya gireyim:

Hukuk, toplum hayatında kişilerin birbirleriyle ve toplumla olan ilişkilerini düzenleyen ve uyulması kamu gücü ile desteklenmiş bulunan sosyal kurallar bütünüdür. Ayrıca kanunların yazılı olması gerekir. Aksi takdirde gelenek ve görenekler, alışkanlıklar bir süre sonra kanun gibi işlemeye başlar.

Tüm bu açıklamalar ışığında Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Anayasa, Kanun, Uluslararası Anlaşma, Kanun Hükmünde Kararname, Tüzükler, Yönetmelikler, Diğer Düzenleyici İşlemler (Yönetmelik, Genelge, Tebliğ v.b) tüm bu saydığım yazılı mevzuatlara uygun hareket etmek zorundadır.

Yani, mevzuata uygun bir şekilde havayolu kurmak isteyen bir yatırımcıya, yetki kullanılarak mevzuat dışında dayatmalarda bulunmak, en basit deyimle; ilgili kanun maddelerine uyulmadığının göstergesidir. Tüm bu süreçler yazılı olarak yürütülmelidir.

Aldığım duyumlara göre; SHGM yeni kurulmak istenen havayolu şirketlerine maalesef zorluklar çıkarmakta olup, geçmişte ticari faaliyetlerini sonlandırmış, iflas etmiş şirketler örnek gösterilerek, aynı durumun tekrar yaşanmaması adına işi sıkı tuttukları beyan ediliyormuş. Bu durumu kimilerimiz makul karşılayabilir. Ancak, yetkililer makul sebepler ve makul şüphelerle değil, mevzuata göre hareket zorundadırlar. Yatırımcı, yazılı mevzuata göre bir yatırımı yapıp yapmayacağına kendisi karar verir.

Aslında, geçmiş dönemlerde iflas eden şirketlerden SHGM de sorumludur. Çünkü mevzuatlarında bu şirketleri her bakımdan denetleme yetkileri bulunmaktadır. Bu denetimleri, özellikle finansal anlamda uzman personelle yapıp, sorun ortaya çıkmadan firmaya gerekli uyarıları yapabilir, yetkileri sınırlandırılır veya mevzuata uygun ne tür yaptırımlar varsa uygulanabilirdi. Böylece bu sorunlar da yaşanmamış olurdu.

EASA ülkelerinde bu denetimler çok daha sıkı bir şekilde yapılmaktadır. Denetimlerin olması, şirketlerin iflas etmeyeceği anlamına tabii ki gelmez. Ancak, SHGM otorite olarak, gidişatı gözlemleyerek ve gerekli yaptırımlarını uygulayarak, durumun daha kötü hale gelmesini önleyebilir. (Kadrolarımız yeterli değil diyorlarsa, Bakana anlatsınlar ve finans konusunda deneyimli kadrolar alınabilmesine ısrarcı olsunlar.

Çözüm aslında çok basit. Üzümü yemek mi istiyorsunuz, yoksa bağcıyı dövmek mi? Buna karar verin gerisi kendiliğinden gelecektir.

Sonuç olarak; SHGM bağlı bulunduğu kanunlara uyarak yeni yatırımcıların sektöre girmesini engellememelidir. Kanun ne diyorsa odur. SHGM yetkilileri vicdani düşünerek hareket edemez. Uyması gereken tek bir kural vardır; o da bağlı olduğu kanunlardır. Örneğin; kurulmakta olan bazı şirketlerin SHGM’den izin bekledikleri yönünde haberler medyamızda yer alıyor. Bu şirketlerin yöneticilerine sorduğumda, olumsuz görüş bildirmeye çekindikleri için, net bir cevap alamıyorum. Herkes sorunlarını o kadar bireyselliğe dökmüş ki, inanılmaz. Kurulması düşünülen ve başvuru yapılan şirketlerin üst yönetimi, kendilerine yapılan haksızlıkları dile getirerek haklılık savaşı vereceklerine; “aman efendim yaman efendim” .”Allah sizleri başımızdan eksik etmesin” “Bizim konuyu bir halletseniz çok müteşekkir oluruz” gibi laflarla, haklı oldukları konuda bile rica minnet içindeler. Bu şirket yöneticileri, işleri yürüsün de nasıl olursa olsun mantığı ile bu kadar el ayak öpme moduna girmişlerse onlara söyleyecek bir lafım bile olamaz.

Şüphesiz Türkiye’deki açılıp kapanan bir dolu şirketimiz oldu. Aslına bakacak olursanız, bazı isimler var ki (3 veya 4 kişi) onların isimlerini yeni açılacak bir şirkette gördüğümde bende kuşku duyuyorum diyebilirim. Bu kişileri SHGM de biliyor.

Ancak, resmi daire kuşkularla hareket edemez, kuruluş prosedürleri yerine getirilmiş bir şirketin kurulmasını engelleyemez. İçimizde kuşku da duysak, imzayı atmak zorunda kalırız. Mevzuatta eksik noktalar var ise; bu konuda kanun yapıcılardan yardım ister ve eksik noktaların kanunlaşmasını talep eder.

Otorite olarak, kanunun verdiği yetkiyi kullanıp, mevzuata uygun olmayan hususlar başvuru sürecinde karşı tarafa yazılı ve sözlü olarak söylenmelidir. Eksiklikler ve ek talepler için bilgilendirme yapılmalıdır. Yani son günlerin moda tabiriyle hiç bir şirketi “makul şüpheli” ilan edemezsiniz. . Masumiyet karinesi kişiler için geçerli olduğu gibi, şirketler için de geçerlidir. Bunların yanı sıra biliyorsunuz ki, Anayasa Mahkemesi, içinde kişilerin gözaltına alınması için “makul şüpheyi” yeterli kılan maddenin de bulunduğu, TBMM’nin kabul ettiği torba yasayı “esastan görüşme” kararı aldı. Sonuç ne olur bilinmez, ama, ben şahsen; ne kişilerin, ne de şirketlerin duygusal olarak makul şüpheli olarak görülmesini mantıklı bulamam.

Sonuç olarak; özellikle, Ankara merkezli uçuşlar Ankara’ya rekabet getirecek ve THY tekelinden çıkmasına sebep olacaktır. Sonuçta rekabet ortamında, halkın daha ucuza uçmasını sağlanacaktır. Kimse kendi vicdan ve ahlak anlayışını başkasına dikte edemez. Herkesin vicdan anlayışı farklı olduğu gibi, doğru anlayışı da farklı olabilir. SHGM kendi doğrularını vicdani görüp uygulamak yerine kanun hükümlerini uygulamakla mükelleftir.

Çünkü; şirketler kanun uygulayıcısının düşüncesine, kültürüne, fikrine göre değil, kanunlara göre hareket etmek durumundadırlar. Yapılan her hangi bir eylem, konuşma, davranış vb… ahlaki ve vicdanı açıdan yanlış olabilir ancak hukuken suç teşkil etmeyebilir. Örnek vermek gerekirse; yakıt fiyatının ucuzlamasıyla bilet fiyatlarında indirim yapmayan şirketleri, vicdani olarak yargılayabiliriz ancak hukuken yargılayamayız. Örnek; THY’nin Atatürk havalimanından Ankara bilet fiyatı. Bilet fiyatı yüksek diye dava açıp yetkililere ceza verdirme hakkımız kanunen var mı? Tabii ki yok.

O halde; kişileri ve şirketleri tanıyan biri olarak, sizler her ne kadar benim gibi ilgili kişi veya şirketi duygusal bir yaklaşımla Makul Şüpheli olarak düşünüyorsanız da, bu size mevcut kanunlara uygun davranmamanızı haklı kılamaz.

Bilmem anlatabildim Mİ?

TÜM OKURLARIMIN VE HAVACILIK CAMİASININ YENİ YILINI KUTLAR SAĞLIKLI,BAŞARILI VE MUTLU YENİ BİR YIL GEÇİRMELERİNİ DİLERİM.