Teşekkür Aşkına

Teşekkür Aşkına

Her seferinde  yoğun geçen, yolcuların büyük bir bölümünün uçağa ayık kafayla  girip, sarhoş indiği uçuşlardan birindeydik.  Sıvı kısıtlamalarının olmadığı dönemlerdi. Yanlarında getirdikleri su ve kola şişelerine gizlice içki karıştırdıklarını tahmin ettiğimiz, tatile neşeli başlayan yolcular vardı. Önlem olarak sık sık  kabini kontrol ediyor, taşkınlık yapmadıkları sürece de  kimseye karışmıyorduk. Ama birazdan yaşayacaklarımı ise  hiç tahmin etmiyordum.

Ön tarafta, tezgahın üzerinde, uçuş evraklarını dolduruyordum, yalnızdım. Uzun boylu, iri yapılı, tabiri caizse ikiye beş oranında bir adam  yanıma geldi. Bir şeyler istiyordu, biraz alkollü olduğunu  anlamıştım. Kafasını salladı, dil konusunda anlaşamamıştık ama  işaret diliyle içecek istediğini anlamıştım. Servis arabasını açtığımda ‘’Kola ‘’ dedi. Şişeyi alıp, bir bardak doldurdum, bir seferde içip tekrar istedi  ve tekrar, tekrar, tekrar…

Elimde duran  yarısı boş  kola şişesine baktım, uçuşun sonlarına yaklaşıyorduk şişeyi ona  uzattım. Gözleri parladı, çok sevindi. Teşekkür etmek istercesine elini uzattı. Bir kolaya bu kadar teşekküre değmezdi canım. Ben de gülümseyerek elimi uzattım. Hiç beklemiyordum  nazikçe elimi öptü. ” Ne kibar adammış ” dedim içimden. Elimi çektim, çektim ama gelmiyor. Teşekkür  seremonisi  koluma geçmişti. ” Hop, hop tamam anladım, kibarsın da, ver kolumu…” Yetmedi, bu kez gülerek, anlamadığım bir şeyler söyleyerek, başımı iki elinin arasına aldı.  Eyvah tamam, bu başka bir şeye gidiyor. Kendimi geri çekmeye çalışıyorum ama  kurtulamıyorum.

Ön tarafta kamera olmayan zamanlar, kokpit  de göremiyor durumumu,           ” Bırak beni ” diyordum ama nafile. O gün saçlarıma, postiş denilen ilave saç takmış,  değişik bir topuz  yaparak şekil vermiştim. Kibarlık budalası,  haddini aşmış adamın ellerinin arasında duran başımı ve topumuzu  kurtarmak için sağa sola çeviriyor,  beni öpmesini engellemeye çabalıyordum. Bu ne teşekkür aşkıymış. O güçlüydü ama ben de çok sinirlenmiştim. Tüm gücümle onu bir iteledim, geri geri giderken benim postiş saçım ellerinde kaldı. Bir anda elinde koparılmış gibi duran saç parçasını görünce, gözleri büyüdü, dehşetle bana bakıyordu. Yaslandığı panelde donakalmıştı, şoka  girdiğine emindim. Saçları koparılan birine göre bu kadar  sakin durmama  anlam veremiyordu, bakışlarından anlayabiliyordum. Ona dersini vermek için suçluluk duygusu içinde kıvranmasına  birkaç dakika daha  izin verdim. Yeni bir  hayat tecrübesi kazanmasına  yardımcı olmaktan da gizli bir keyif alıyordum. Sonuçta bunu hak etmişti.

Bizim seslerimizi duyan ekip  arkadaşlarım telaşla öne geldiklerinde, darmadağın olmuş saçlarımdan, çoktan başka türlü düşüncelere girmişlerdi. Durumu izah etmeye başladığım anda ise  sinirli bir kadın, perdeyi savurarak içeri girdi, ardından da  arkadaşları. Yaşananları hemen  anlayan ve özürler dilemeye başlayan ilk destekçilerimdi.  Sinirle konuşan, bağıran, elleriyle adamın omuzlarına vuran kadının,  karısı olduğunu hepimiz bir seferde anlamıştık. Ne şanslı adammış ki,  hayatının yeni  bir  dersini daha  çok hızlı ve çok acı bir şekilde öğrenmişti.

Ultra kibar yolcu, olanlardan üzgün, elinde postişim öylece duruyor, karısının yaptıklarına hiçbir tepki  vermiyordu. Adama artık acıyıp, bir hamlede elinde duran postişi aldım, elimle tarayıp, herkesin gözlerinin içine bakarak yeniden harikulade topuz haline getirdim. O da bana bakıyordu masum masum. Takma saç olduğunu  anlayınca, derin bir ‘’ Ohhh ‘’ çekti. Sonra onlar  sessizce gitti koltuklarına, ben bir gireyim pilot konağına.

Kokpite girip durumu  anlattığımda kaptanımız,  ” Yere inince polis çağırırız, birazdan alçalışa geçiyoruz  ” dedi.  Postiş geldi aklıma, kendi kendime güldüm. Kokpitten çıktığımda  göz göze geldik, beni bekliyordu. O ikiye beş endamındaki adam gitmiş, şimdi benden bile kısaydı. ” Kola için teşekkür etmek istemiştim… ” demeye  çalışıyordu bildiği birkaç İngilizce kelimeyle. Onu boğuşurken anlamıştım zaten.  Sonra üzgün bir suratla, özür dilemeye çalıştı kendince.

Bazı kültürlerde insanlar sevgilerini, teşekkürlerini bizim bildiğimiz, kabul ettiğimiz şekillerde göstermiyordu, buna birçok kez  şahit olmuştum.  Tamam olayı abartmıştı, niyeti amaçladığı yoldan çıkmıştı ama  hissettiklerinin ve söylediklerinin sahiciliğine inanmıştım ya da inanmayı tercih etmiştim. Kızgınlığım geçmişti.

Yere indiğimizde polisler geldi ama  şikayetçi olmadım. Bu korku ve eşi ona yeterdi. Unutulmaz bir tatil yaşayacağına hiç mi hiç şüphem yoktu.

Geri

Kimler Neler Demiş?

avatar