Milyarlık Bilançolar Havada Uçuşurken, Ücretler Enflasyona Çakılıyor

Milyarlık Bilançolar Havada Uçuşurken, Ücretler Enflasyona Çakılıyor

Büyüyen Filolar Karşısında Eriyen Kadrolar: THY Teknik’te Gizli Tehlike

Değerli Okurlar,

Türk sivil havacılığı milyarlarca dolarlık dev uçak siparişleri, rekor kıran yolcu sayıları ve küresel büyüme hamleleriyle gövde gösterisi yapıyor. Filoya katılan her yeni uçak, sisteme giren her yeni rota büyük bir gurur tablosu olarak manşetleri süslüyor. Ancak bu parlak madalyonun bir de görünmeyen, sesini duyuramayan arka yüzü var: Uçuş emniyetinin kalbi, hangarların sessiz kahramanları yani THY Teknik çalışanları.

Havada kusursuz işleyen o devasa çarkın dönebilmesi, yerdeki bir teknisyenin sırtındaki yüke bağlıdır. Bugün çalışan binlerce teknisyen, tarihin en yoğun operasyonel baskısıyla karşı karşıya. Uçak sayısı ve teknolojik karmaşıklık geometrik olarak artarken, deneyimli personelin üzerindeki fazla mesai yükü taşınamaz bir boyuta ulaştı. Daha da vahimi, ekonomik şartlar ve küresel MRO (Bakım-Onarım) şirketlerinin cazip teklifleri yüzünden yetişmiş, lisanslı beyinlerimizi birer birer yurt dışına kaptırıyoruz. 

Ülkemize gelip yetişmiş yetkili bir teknisyenin veya mühendisin dışarıya kaptırılması gerçekten çok acı bir durum. Maaşların ve lisans tazminatlarının küresel standartların gerisinde kalması, hangardaki aidiyet duygusunu giderek zedeliyor. Kalan az sayıdaki kıdemli personelin ise hem yeni başlayanları eğitmek hem de hatasız iş çıkarmak arasında sıkışması işleri daha da vahim hale getiriyor.

Unutmamalıyız ki, havacılıkta “idare edilecek” hiçbir detay yoktur. Milyar dolarlık filoları korumanın yolu, onları ayakta tutan insani sermayeye hak ettiği değeri vermekten geçer. Eğer THY Teknik personeli için ücret politikalarında ve çalışma şartlarında uzun vadeli bir yapısal reforma gidilmezse, yarın büyüyecek filoya hizmet verecek tecrübeli iş gücü bulunamayabilir. Kokpitle birlikte artık hangarın sesine de kulak verilmelidir.

İyi niyetli bir eleştiri yaparsak, küçük tasarruf kaygılarıyla dış istasyonlarda mesai mefhumu şekilde koşturan bir avuç teknisyenin vardiya primlerini keserek şirketi kara geçiremezsiniz. 70-80 kişinin ücretinden %30’lara varan kesinti ile yüzlerce kişinin yaşamında derin bir hasar yaratarak kuruma katkı sunamazsınız. Tersine mevcut motivasyonu yorarak ve yıldırarak enerji kaybına neden olursunuz.

Zaten halı hazırda düşük bir zamla toplu sözleşme dönemlerini atlattınız. Hadi insanlar artan maliyetler yükselen petrol fiyatları diye durumu istemeden sindirmeye çalışırken bu baskı neden? Türkiye’nin ve dünyanın içinden geçtiği ekonomik çalkantılar, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı dalgası her sektörü olduğu gibi sivil havacılığı da derinden sarstığını herkes kabul ediyor. Ama şirketler bazında bakıldığında ilan edilen rekor kârlar, milyarlık bilançolar ve büyüme oranları havada uçuşuyor. Ancak bu başarı hikayesinin arkasındaki asıl itici güç olan çalışanların cebine dönüp baktığımızda, tablonun her zaman karanlık yüzü bahane ediliyor. Peki ya hangisi gerçek?

Havacılık, hatayı affetmeyen ve 7/24 yaşayan dinamik bir organizasyondur. Toplu iş sözleşmesi (TİS) süreçleri ve sendikal kazanımlar tam da bu yüzden hayati önem taşıyor. Fakat ilan edilen tablolar karşısında verilen zamlara bakınca kendiyle çelişmemek mümkün değil. Zaten verilen zamlar daha çalışanın cebine girmeden enflasyon karşısında eriyip gidiyor. Üstelik bu durum sadece ana kademe personeliyle sınırlı değil. Yer hizmetlerinden (TGS) taşeron ve iştirak şirket çalışanlarına (TSS vb.) kadar çok geniş bir kitle, ana kademe ile aralarındaki ücret makasının giderek açılmasından çok dertli. 

Aynı uçağın bagajını yükleyen, aynı apronun sıcağını çeken ama tamamen farklı standartlarda çalışan personelde yaratılan aidiyet duygusu kaybı, sektörün en büyük iç yarasıdır. Sendikaların ise bu süreçte sadece masa başında değil, sahadaki refah payı taleplere uygun proaktif ve dik bir duruş sergilemeleri gerekir. 

Sektörün başarısı sadece taşınan yolcu sayısı ya da açıklanan kâr marjlarıyla ölçülemez; gerçek başarı “çalışan memnuniyeti endeksi” ile tescillenir. Şirket yönetimleri ve sendikalar, enflasyon kıskacındaki çalışanı koruyacak daha gerçekçi refah payı adımlarını atmalı ve dev kar bilançolarından çalışanın hak ettiği payı sunmalıdır. Unutulmamalıdır ki, tabanda aidiyet sağlanmadığı sürece tavandaki başarı asla kalıcı olamaz.

Hepinize mutlu, başarılı ve sağlıklı bir hafta diliyorum…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir