Türkiye’de hayatı boyunca hiç uçağa binmemiş milyonlarca insan vardır!
Tıpkı, İstanbul’da yaşayıp da Boğaz’ı hiç görmemiş olanlar gibi. Ve yahut “Ol mahiler ki, derya içre olup da deryayı bilmezler” sözündeki gibi gökyüzünü sadece seyredenler vardır.
Onları unutmayıp, sürekli uçağa binen ama orada söylenenleri dinlemeyen ve dikkate almayan binlerce uçak yolcusuna bir soru sormak isterim.
Uçaklarda kabin görevlilerince yapılan anonsta, neden “Oksijen maskenizi önce kendinize, sonra çocuklarınıza takınız” deniliyor biliyor musunuz?
Normalde insanlar önce evladına sahip çıkmaz mı? Doğrusu bu mudur?
İşte bizlere bunun tam tersini söyleyen adına kabin görevlisi denilen gökyüzü emekçilerinin elbette bir bildiği vardır.
Bir insan kendisi nefes alamadığında çocuklarına da bir faydası olamaz gerçeğini iyi bilen kabin görevlilerinin çay kahve servisi yapmaktan daha da önemli görev ve sorumluluğu vardır.
Oksijen maskesini önce kendimize takmamız gerektiği gibi çok ince bir ayrıntıyı bize hatırlatan bu arkadaşlar için siz ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama onları gerçek birer can kurtaran olarak görüyorum. Bir meslek ancak bu denli önemli, bu kadar gereklidir. Bazılarımız onları söyleneni hemen yapan birer robot sanmış olabilirler.
Ama değiller, onlar da birer insandır. Asli görevleri uçuş emniyeti veya can güvenliği olan kabin görevlilerinin gece gündüz kesintisiz sürdürdükleri görevi, dikkate alınıp, maddi ve sosyal hakları yasal korumaya alınmalıdır. Türkiye Havayolları Kabin Memurları Derneği (TASSA) adıyla örgütlenen, yılda bir kez 31 Mayıs’larda Dünya Kabin Memurları Günü’nü kutlayarak andığımız, ağızlarına bir parmak bal çaldığımız, haklarını teslim ettiğini sandığımız kabin memurlarının tabii olduğu özel bir yasaları neden yoktur.
Neden Borçlar Kanunu’na tabidirler.
ÖZEL KANUNLARI OLAMAZ MI?
Türkiye’de denizciler çok zor şartlarda çalıştığı için özel bir kanuna tabiidirler.
854 sayılı Deniz İş Kanunu, en az 100 grostonilatoluk gemilerde sözleşmeli çalışan gemi adamlarıyla işverenleri arasındaki çalışma şartlarını düzene koyan özel bir kanundur. Yine aynı şekilde çalışma koşulları zor olduğu için bizler, yani basın mensupları da 212 Sayılı (Şimdi 5953 sayılı) Basın İş Kanunu’na bağlı olarak çalışmaktadır. Sahada, savaşlarda, zorlu koşullarda çalışanları anlarım da bizim gibi ofis ortamındaki gazetecilere tanınan bu hakları görünce uçaklardaki kabin memurlarının Hava İş Kanunu gibi özel bir yasası acaba neden yok diye sormaktan da kendimi alamadım. Havacılık çalışanlarının her ne kadar bir bölümünün sendikal güvencesi olsa da yetkili sendika olan Hava-İş’in bu konuda adım atmayacağı kesin bir gerçektir. Dört dörtlük bir havacılık yasası çıktığı anda milyonlarca lira aidat toplayan Hava-İş Sendikası’na gerek kalmayacak, varlığı tartışılır hale gelip, devre dışı kalacaktır.
Kanunun çıkmasında toplumda sözleri daha fazla geçen pilotlar dernek ve vakıf, kabin görevlileri de dernekleriyle kamuoyu oluşturup etkili olabilirler.
Bu nedenle uçaklarda omuz omuza çalışan pilotlar ve kabin görevlileri diğer çalışanların haklarını da koruyup kollayacak bir havacılık yasası için kamuoyu oluşturmak zorundadırlar.
Bu güne kadar kazanılmış haklar hiç kimseye altın tepsiyle sunulmamıştır.
Siz kendiniz için bir şey yapmazsanız başkaları sizin için bir adım atmaz.
Geçmişte pilotlar ve kabin görevlileri Havacılık Kanunu için TBMM nezdinde girişimde bulundu. Ne yazık ki, girişim bir sonuç alınamadan unutuldu gitti. Bir daha da hiç gündeme getirilemedi.
Bir uçakta 300 kişinin canını teslim ettiğimiz pilotlar ve kabin görevlileri zorlu koşullarda çalışan iş güçlüğü olan bir meslek gurubunun cefakâr mensuplarıdır. O, 300 yolcu içerisinde her türlü insan var. Alkol bağımlısı ve psikolojik bozukluğu olanlardan gelen her türlü olumsuz söz ve davranışa karşı bizleri korumak için kendilerini her zaman siper eden, havacılığın bu öncü gücünün mensupları belli gün kutlamaları dışında ses getirebilecek etkinliklerle haklarını aramalıdırlar.
İş Kanunları, Sivil Havacılık Kanunu ve diğer yasalardaki olumsuz maddelerin ayıklanması ve bu meslek gurubunun Avrupalı meslektaşları gibi daha adil, daha koruyucu kanunlarla yönetilmesi şarttır. Mesleki bilgi ve birikimleri diğer ülkelerdeki meslektaşlarından hiç de geri olmayan sektör mensupları hak ettikleri gibi yönetilmeyi fazlasıyla hak etmişlerdir. Bu durum gerçekleşip hayata geçtiğinde şirketlerin toplum nezdinde beğenilirliği de artacaktır.
Bu durum ülke ekonomisine de yarar. Mutlu yarınlar Türkiyem.
musaalioglu@gmail.com
————————————————————
Yolcusu az meydanlar zarar ediyor
Uçaksız havalimanları devlete külfet
Türkiye’de alım gücünün düştüğünü hayatın farklı alanlarında görüyoruz. Gıda ve sağlık gibi zorunlu satın alma dışında birçok alanda vatandaşların yanaşamadığı harcamaların nasıl bir seyir izlediğini görebilmek zor değil.
Uçak bilet fiyatlarında tavan fiyatın 6 bin 990 TL olduğunu, fakat bu tavanı delip geçen fiyatların ulaşılmaz sınıra yaklaştığını internette görebiliyoruz.
Bir yandan yakıt sorunu yok diyerek öte yandan yakıtı bahane ederek fiyat arttırmanın sebebini anlamak zor iş.
Ekonomik bilet diye ucuz gibi görünen biletlerin değişme veya iade gibi şansı yoktur. Hizmet üreticisi havayollarının bize sunduğu tek seçenek bilet başına bin 200 TL verirsen, sana kesintisiz ücret iade hakkı sağlarım gibi bir yol.
Uçak bilet fiyatlarının deyim uygunsa el yaktığı bu dönemde yolcu sayılarını rekor olarak sunmak ne kadar doğru.
Türkiye’de en karlı havalimanlarının (İstanbul, Sabiha Gökçen, Antalya, Ankara, İzmir, Çukurova, Dalaman, Milas Bodrum) DHMİ denetimi ve gözetiminde özel şirketler tarafından yönetilmektedir. Buralardan kira alıp kenara çekilen DHMİ, yolcu azlığından ötürü zarar eden havalimanlarının ceremesini veya külfetini çekmekten bir adım geri atmıyor. Kamu kaynağı denen ve Sayıştay raporlarına kadar yansıyan bu tür zararların faturasını zengin fakir vatandaşın ödediği vergi, harç ve cezalardan çıkaran idare işin kolayını bulmuş. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı her konuşmasında Türkiye’de 58 havalimanımız var. Bayburt-Gümüşhane ile Yozgat Havalimanları da açıldığında meydan sayısı 60’a çıkacak diyerek övünüyor. Haklı, ama
Sayın Bakan’a 2025’te hangi meydan kaç yolcu ağırladı, kaç lira zarar veya kâr etti diye sormuş olsaydık, eminim ki sağlıklı bir yanıt alamayacaktık.
2026 yılının ilk dört ayında DHMİ’ye bağlı havalimanlarındaki yolcu/uçuş sayılarına bakarsak gerçeği görürüz. Siz bakmayınız özel havalimanlarının çok yüksek yolcu sayılarına. Aslolan mesele kuş uçmaz, kervan geçmez diye nitelenen havaalanların 2026 Nisan ayı 500’ün altındaki ticari uçak trafiği iç- dış olarak şöyle gerçekleşti.
- Balıkesir Koca Seyit: 339+61=400
- Tokat Havalimanı: 357+22=379
- Amasya Merzifon: 330+40=370
- Zafer Havalimanı: 145+144=289
- Bingöl Havalimanı: 281+1=282
- Sinop Havalimanı: 275+2=277
- Çanakkale Havalimanı: 239+6=245
- Isparta Havalimanı: 165+22=187
- Çaycuma Havalimanı: 86+88=174
- Kastamonu Havalimanı: 149+15=164
- Çorlu Atatürk Havalimanı: 77+17=94
- Hakkari Yüksekova: 44+0=44
- Kocaeli Cengiz Topel: 4+5=9
Özellikle belirtmeliyim ki, Zonguldak Çaycuma İl Özel İdaresi, Gazipaşa Alanya (TAV Holding) Kütahya Zafer (İbrahim Çeçen Holding) Aydın Çıldır Havalimanı (THY A.O), Eskişehir Hasan Polatkan Havalimanı, Eskişehir Teknik Üniversitesi’nce işletilmekte olup DHMİ ile maddi bir ilişkisi yoktur. Geri kalan sekiz havalimanı devletin sahibi olduğu ve işlettiği meydanlar olup zararı devlet bütçesi sübvanse etmektedir. Zarar eden bu tesisleri elbette kapatamayız, bu çözüm değil. Devlet, zarar etse de bu meydanları kamu yararı ve güvenlik gerekçesiyle açık tutmak zorundadır denilerek bu konu kesinlikle gündeme getirilemez.
Sorun, kapasite ve istihdam azaltmak yoluyla halledilebilir mi buna bakalım. Devlet Hava Meydanları İşletmesi’nin geçmiş yıllarda vergi rekortmeni oluşu bütün meydanlarda kâr ediliyor gibi bir algıya neden olmuştu. Oysa bu işin gerçeği özelleştirilen, yolcusu ve geliri yüksek olan havalimanlarının yaptığı katkıda yatmaktadır. DHMİ özelleşme ile büyük bir gelir kaynağına sahip olmasına rağmen neden şimdi vergi rekortmeni olamıyor. Buna da bakmak lazım. Devlet mantığıyla değil de özel sektör mantığıyla hareket etmedikçe az yolculu, az uçak inen meydanları rehabilite etmeden DHMİ’nın değil vergi rekortmeni kâr etmesi de zor.









