Esenboğa’dan Bakınca. Bu TİS Zam Değil, Yaşam Meselesi

Esenboğa’dan Bakınca. Bu TİS Zam Değil, Yaşam Meselesi

Değerli Okurlar, 

Geçtiğimiz günlerde merakla beklenen THY’nin büyük Antalya zirvesi gerçekleşti. Öncekilerdeki gibi atama ya da görev değişikliği yerine herkes merakla kâr payı priminin açıklanma olasılığına odaklandı. Lakin beklendiği gibi olmadı. Elde edilen başarılar ve gelecekle ilgili hedefler ile yatırımların üzerine kurulu bir toplantı yapıldı. 

Genel çerçevede gelecek ile ilgili hedefleri büyüyen ve ayakları daha sağlam basan bir vizyon ortaya konuldu. Tabii bu gurur tablosunun gerçek mimarları olan personellerin gölgede kalması da üzücü bir durum. Bugünlerde yaklaşan TİS nedeniyle herkes umutla iyi bir sözleşme imzalanmasını bekliyor. 

İştiraklerindeki gibi bir politika izlenir en az %20’lerin üzerinde bir zam ile bir takım ilave iyileştirmeler yapılması durumunda yüksek bir memnuniyetin sağlanması mümkün olabilir. Kabin ekipleri ile bakım personelini birbirinden ayırmaksızın eşit muamele gösterilmesi gerekir. Yer personelini kar kış demeden uçağı havada tutabilmek ve emniyetle seyahati sağlamak için canla başla emek verenleri onore etmek gerekmez mi? 

Aldığım mesaj ve e-postaları okurken inanın içim kan ağlıyor. Korumamız gereken insanlara maliyet ve yük olarak bakmak nasıl bir akıl tutulmasıdır inanın anlayamıyorum. Sendikalar bu konuda sınıfta kaldı. İşin hukuki boyutunu bahane edip sorumluluktan kaçmak, üyesine sahip çıkamamak, yıllarca aidat ödeyen insanlara hukuki destek sunamamak izaha muhtaç değil mi?

Bu insanları korumak, uğradıkları haksızlıklar karşısında savunmak değil mi göreviniz? Bol ikramlı masalarda 2-3 yılda bir işverenle tokalaşıp poz vermek için mi üstlendiniz bu görevleri? Her iki tarafta birbirlerine yabancı ve ketum bir anlayışla TİS sürecini yönetiyor. Özetle ağır gelir vergi yükü, yüksek enflasyon ve zayıflayan alım gücü karşısında insanlar sizden bir mücadele ve çaba bekliyor. 

Takip ettiğim kadarıyla Teknik tarafın şubeleri samimi bir gayretle saha ziyaretleri yapıp en azından üyelerini dinliyor. Bildiğim kadarıyla talepler için bir e-posta ya da geri bildirim duyurusunda da bulunulmadı. Şimdi iletişimi bu kadar zayıf kendi üyesiyle bağı bu kadar kopuk bir zihniyetten ne kadar verim beklenebilir? 

Yıllık izinler desen bin dert, yemeği, yolu servisi, yetmezse otoparkı, özel sağlık sigortası yerde cenaze gibi duruyor… Umarız bu uyarıları dikkate alır bir an evvel kendilerine çeki düzen verirler…

Genel resmi özetlersek;

Üyelerin Masaya Taşıdığı Yük Ağır

Hava-İş üyesi çalışanlar masaya yüksek beklentilerle oturuyor. Bunun sebebi lüks talepler değil; hayatın kendisi.

  • Yüksek enflasyon, ücretleri kâğıt üzerinde artırırken gerçek alım gücünü eritiyor.
  • Artan iş yükü ve operasyonel baskı, özellikle uçuş ve yer hizmetlerinde çalışanları ciddi biçimde zorluyor.
  • Sosyal hakların reel değeri, son dönem TİS’lerde giderek geriledi.

Dolayısıyla 29. Dönem TİS’te sendika üyelerinin temel beklentisi nettir:

“Sadece zam değil, insanca yaşam güvencesi.”

Bu TİS’te Olmazsa Olmazlar

Bir köşe yazarı olarak sahadan duyulanları ve sendikal refleksi özetlersek, bu dönem üyelerin beklentileri birkaç başlıkta toplanıyor:

  1. Gerçekçi ve koruyucu ücret artışı
    Enflasyona ezdiren değil, enflasyona karşı koruyan bir ücret sistemi. Geriye dönük telafi mekanizmaları bu kez masada ciddi biçimde yer almalı.
  2. Sosyal hakların güçlendirilmesi
    Yol, yemek, konaklama, ikramiye ve primler artık yan hak değil, maaşın ayrılmaz parçası. Bunların günün koşullarına uygun hale getirilmesi şart.
  3. İş güvencesi ve çalışma barışı
    Performans baskısı, görev tanımı dışı işler ve keyfi uygulamalar TİS ile net sınırlarla düzenlenmeli.
  4. Yorgunluk ve iş yükü gerçeği
    Havacılıkta yorgunluk, sadece çalışanı değil uçuş emniyetini de etkiler. Bu nedenle dinlenme süreleri ve vardiya düzeni pazarlık başlıklarının merkezinde olmalı.

İlk Görüşmenin Mesajı Önemli

20 Ocak’taki ilk toplantı teknik bir görüşme gibi görünse de tarafların niyetini ele verir.
İşveren masaya “denge” söylemiyle mi oturacak, yoksa çalışanların yaşadığı reel kaybı kabul ederek mi?

Sendikanın üyeleri toplantıya çağırması ise son derece anlamlıdır. Çünkü TİS masasında en güçlü argüman, rakamlar değil örgütlü iradedir. Kalabalık bir katılım, sadece moral değil, masaya doğrudan mesajdır:

“Bu sözleşme birkaç yönetici adına değil, binlerce emekçi adına yapılıyor.”

  1. Dönem TİS, Hava-İş için de THY yönetimi için de bir sınavdır.
    Bu sınavda kazanan sadece bir taraf olmamalı; çalışan kazanırsa kurum kazanır, havacılık kazanır.

Beklenti büyük, sabır sınırlı, hayat pahalı.

Bu kez masadan kalkıldığında üyeler şu cümleyi kurabilmeli:

“Bu sözleşme bizim hayatımıza gerçekten dokundu.”

Aksi hâlde 29. Dönem TİS, kaçırılmış bir fırsat olarak hatırlanır.

Esenboğa’dan Bakınca

Yarın Esenboğa Havalimanı’nda üçüncü pist ve yeni hava trafik kontrol kulesi açılıyor. Cumhurbaşkanımızın katılımıyla yapılacak bu tören, kâğıt üzerinde bakıldığında teknik bir havacılık yatırımı. Ama bu ülkede biraz hafızası olan herkes bilir: Bazı açılışlar, kesilen kurdeleden daha fazlasını anlatır.

Ben bu açılışı, Türkiye’nin son yirmi yılda kendisi için yazdığı “ulaşım” hikâyesinin yeni bir sayfası olarak okuyorum.

Rakamlar konuşmayı sever. Bizim de onlarla aramız fena değildir.

2002 yılında havalimanlarımızdaki toplam pist uzunluğu 149 kilometreymiş. Bugün bu rakama 92 kilometreden fazla eklenmiş durumda. Toplam 241 kilometre… Bakanlığın verdiği benzetmeyle söylersek, Ankara’dan Çorum’a uzanan bir mesafe. Abartı gibi geliyor ama değil. Havacılıkta fiziksel olarak başka bir ligden söz ediyoruz.

Mesele gerçekten pistlerin uzunluğu mu, yoksa nereye bağlandığı mı?

Türkiye, dört saatlik uçuş mesafesinde 1,5 milyar insanın yaşadığı bir coğrafyanın tam ortasında. Bu bilgi yıllarca kitaplarda kaldı. Güzel cümleydi ama hayata pek geçmiyordu. Son yıllarda yapılan havalimanları, artan uçuş noktaları ve transit yolcu sayıları, bu cümlenin artık ete kemiğe büründüğünü gösteriyor.

Havalimanı sayısının 26’dan 58’e çıkması da bu yüzden önemli. Ama asıl kırılma burada değil. Asıl kırılma, uçağın Anadolu’da “olağan” bir ulaşım aracı hâline gelmesi. Bir zamanlar yılda bir kez uçağa binen şehirler, bugün aktarmalı dünya yolcusu çıkarıyor. Bu sessiz dönüşüm çoğu zaman fark edilmiyor ama etkisi derin.

2025’te 247 milyon yolcu…

Cumhuriyet tarihinin rekoru.

Avrupa’da üçüncü, dünyada yedinci sıradayız.

Bu noktada köşe yazarı refleksi devreye giriyor: Büyük olmak güzel ama yetmez. Sürdürülebilir olmak zorundayız. Bu yatırımların ekonomiye gerçek katkısı, çevresel etkileri ve vatandaşın cebine yansıması da konuşulmalı. Çünkü tabelalar indirildiğinde, alkışlar kesildiğinde geriye kalan şey performanstır.

Yine de hakkını teslim etmek gerekir.

Türkiye artık “uçuşa geçen” bir ülke.

Esenboğa’daki yeni pist, bu iddia için dökülmüş bir beton.

Kule ise sadece trafiği değil, yönü de gösteriyor.

Mesele, o yönü doğru okuyup okuyamadığımız.

Hepinize sağlık ve huzur dolu bir hafta diliyorum… 

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir