Uluslararası Bir Lojistik Üs Olma Hedefi Tehdit Altında

Uluslararası Bir Lojistik Üs Olma Hedefi Tehdit Altında

Değerli Okurlar, 

Yine İslam alemi olarak akan kanların ve dinemeyen gözyaşlarının hüznü ve burukluğuyla bir bayramı daha geride bıraktık. Her bayram özellikle Müslüman coğrafyalarına yaşatılan bu acımasız zulmün ve baskının artık sistematik bir psikolojik harbe dönüştüğünü kimse inkâr edemez. Hem insanlığımızın hem de inançlarımızın bu denli yıpratıldığı ve test edildiği bir dönemde en başta ‘’Allah birliğimizi, beraberliğimizi ve memleketimizi korusun’’ demekten ve ülkemizi bu kaosa sürüklemeye ve bizi bu ateş çemberine sokmaya çalışanlara da Allah’ın fırsat vermemesini dilemekten başka bir şey elden gelmiyor.

İran – ABD geriliminin faturası gittikçe yükselmeye başladı. Başta İran, Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün gibi ülkelere uçuşlar güvenlik riski nedeniyle tamamen durduruldu. Bunun yanı sıra körfez ülkelerinden Katar, Kuveyt, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (Dubai, Abu Dabi), Suudi Arabistan (Dammam vb.) Umman gibi ülkelerde ise dönemsel iptaller devam ediyor. Günlük hava şartlarına göre değişen bu iptaller ister istemez bizim gibi sınır ülkelerin hem ticari hem de küresel anlamdaki tablolarını çok olumsuz etkiliyor.

Ortadoğu’da gittikçe tırmanan İran krizi, askeri ve siyasi sonuçlar ile birlikte küresel ekonominin en hassas damarlarından biri olan havacılık sektörünü de doğrudan olumsuz biçimde etkiliyor. Türkiye, coğrafi pozisyonu itibari ile Avrupa ve Asya arasında bir hava köprüsünü üstlenmesi nedeniyle bu krizlerden de orantısız biçimde etkilenme riski yaşıyor. Son yaşanan olaylarla ülkemizde havacılığının ne kadar kırılgan bir denge üzerinde ilerlediğini çok açık biçimde görüyoruz.

En bariz ve en görünür etki, hava sahalarının kapanmasıyla değişen uçuş rotaları oldu. İran, Irak ve Suriye hava sahalarının yüksek riskler taşıması, Türkiye uzantılı uçuşların daha farklı ve uzun rotalara yönlendirilmesine neden oldu. Bu durum hem uçuş sürelerinin ve aynı zamanda yakıt maliyetlerinin de ciddi biçimde artmasına neden oldu. Kâr marjlarının zaten düşük olduğu havacılık sektöründe, bu tür operasyonel aksaklıkların şirketlerin bilançolarına doğrudan zarar yazdığı inkâr edilemez bir sonuç haline geldi.

Asıl körfez ülkelerinde enerji transferleri üzerindeki baskı ve karşılıklı şantajların, petrol fiyatları üzerindeki orantısız artışı tüm dengeleri alt üst etmeye yetti. Küresel gerilimlerin petrol arzında yarattığı belirsizliğin faturası, yükselen jet yakıtı fiyatları ile hava yollarına kesildi. Hava yolu şirketleri için normal şartlarda yakıt giderleri toplam maliyetin yaklaşık üçte birini oluştururken, bu kalemdeki yükseliş sektörün varlığının sürdürülebilirliğini tehdit eden bir boyuta doğru ilerliyor.

Ülkemizde enflasyonla mücadelede alınan önlem ve faaliyetler kapsamında düşük kur politikası, tüm hava yolu şirketlerinin artan maliyetleri karşısında düşük gelir ile çift yönlü bir baskı altında kalmasına neden oldu. Yani hem kur baskısı hem savaş krizi maalesef ülkemizde çift yönlü bir mücadele alanı yaratmış durumda. Döviz bazlı giderler arttıkça, iç pazarda fiyat artırma esnekliği sınırlanıp, dış pazarda rekabet gücünüz düşmüş oluyor.

Ticari açıdan tablo karmaşıklaştıkça Orta Doğu uçuşlarının askıya alınması ve bu durumun yolcu gelirlerinde doğrudan kayıplara neden olması; transit yolcu trafiğinin giderek düşmesini ciddi bir tehdit haline getiriyor. Ülkemizin uluslararası bir hub (aktarma merkezi) olma iddiası, bölgesel istikrara ve bu krizler karşında dirayetli durma çabasına doğrudan bağlıdır. Güvenlik algısındaki oluşabilecek en ufak kaygı hissi bile yolcuların alternatif rota arayışlarına neden olabilir. Bu da bu süreçte ciddi bir pazar kaybı anlamına gelir.

Kargo taşımacılığını da ciddi manada etkileyen bu süreç, uzayan teslimat süreleri ve artan maliyetlerle pazardaki mevcut portföyü bile elde tutmayı gittikçe zorlaştırıyor. Özellikle zaman hassasiyeti yüksek ve değerli ürünlerin taşımacılığında alternatif rota arayışları sektördeki rekabet gücümüzü de giderek zayıflatmaya devam edecek gibi duruyor. Türkiye’nin uluslararası bir lojistik üs olma hedefi açısından bu tehditlerin asla göz ardı edilemeyecek düzeyde yükseldiğinin hepimiz farkında olmalıyız.

Hava yolu şirketlerinin artan yakıt maliyeti riskine karşı daha agresif hedge (riskten korunma) stratejileri geliştirmesi gereken bir süreçteyiz. Petrol fiyatlarındaki istikrarsızlığın artık istisnai bir durum olmaktan çıktığı ve kalıcı bir gerçekliğe dönüştüğünü kabul etmeliyiz. Bu nedenle hava yolu firmaları ellerindeki finansal enstrümanları daha güçlü ve etkin kullanmak zorundalar. Gerekli yerlerde rota çeşitlendirilmesi ve esnek operasyon kabiliyeti bu süreçte önemli kritik bir araca dönüşebilir. Alternatif hava koridorlarına hızlıca uyum sağlayabilen şirketler, bu kriz dönemlerini rekabet avantajına da dönüştürebilirler. Bu nedenle bu aşamada sivil havacılık otoritelerinin uluslararası koordinasyonu güçlendirerek süreçte etkin rol alması gerekebilir.

Bir diğer önlem konu ise maliyet yönetimi. Dijitalleşerek filo optimizasyonu ve yakıt verimliliği yüksek yeni nesil uçak yatırımları artık bir tercih değil, dünyada bir zorunluluk haline gelse de özellikle dar gövdeli uçaklarla uzun menzilli uçuşların yaygınlaşması, bu süreçte krizin aşılmasına esnek bir katkı sunabilir. Stratejik bir sektör olan havacılığın, bu tür jeopolitik şoklara karşı korunması için gerektiğinde vergi esneklikleri, kredi ve teşvikler gibi finansal destek mekanizmalarının devreye alınması da söz konusu olmalıdır.

İran krizinin, sektör bakımından geçici bir türbülans mı yoksa yeni bir dönemin normalitesinin habercisi mi olduğunu zamanla göreceğiz. Fakat kesin olan bir gerçek var ki; ülkemiz havacılık sektörü artık yalnızca ticari rekabetle değil, coğrafyamızın jeopolitik riskleriyle de baş etmek zorunda olduğu bir sektöre dönüştü. Bu denklemde sadece iyi uçanlar değil; ayrıca doğru hesap yapanlar ayakta kalabilecekler. Bu nedenle gerek personel gerek operasyonel maliyetlerin istikrarlı bir çizgide tutularak, popülist ve kısa vadeli adımlardan uzak durulması gereken bir dönemdeyiz. Hatta en fazla verime ve özveriye ihtiyaç duyulan bu dönemde çalışanlarla çok daha sağlıklı ve güçlü bir iletişimin kurulması gerekiyor.

Son ücret zamlarının yarattığı hayal kırıklıkları, verilemeyen kâr payı ve sözleşme parası gibi konular nedeniyle kırgın ve kızgın bir kitle psikolojisi hâkim oldu. Bu nedenle içinde bulunulan koşulların çok açık ve şeffaf biçimde herkese izahı ile şartların düzeldiğinde bu beklentilerin telafisinin mümkün olması gerekiyor. Samimi ve açık bir dille izahın refahı ve kazancı bölüşüldüğünde gülen yüzlerin, zahmeti ve zorlukları da birlikte aşma erdemi göstereceklerinden kimse şüphe duymasın. Yeter ki ortaya adil ve yapıcı bir yönetim anlayışı koyulsun. Güçlü bir bağ ve iletişim ile iç enerjinin en verimli yönetilmesi gereken bir dönemde olunduğunun unutulmaması gerekiyor. Umarım herkes üzerine düşeni yapar ve bu süreci en az zararla aşmak için gerekli çabayı gösterir…

Hepinize sağlık ve huzur dolu bir hafta diliyorum…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir