Toplu Sözleşme Gücü: İş Güvencesinin Temeli. Haklarınız Lütuf Değil! Unutulan Gerçek

Toplu Sözleşme Gücü: İş Güvencesinin Temeli. Haklarınız Lütuf Değil! Unutulan Gerçek

Değerli Okurlar,

Günümüzde birçok çalışan geçmişten çok emek ve mücadelelerle alınmış sosyal hakları “standart” hazır lütufla kazanılmış haklar olarak görüyorlar. Yol yardımı, servis imkânı, yemek servisi, ikramiye, ilave yıllık ve mazeret izin hakkı, iş güvencesi, fazla mesai standartları, disiplin süreçleri, pass ve ced bilet vs. gibi daha sayılamayacak birçok imkân şirketlerin lütfuymuş gibi düşünülmemeli. 

Bunlar geçmişten günümüze uzanan çok büyük emek ve mücadelelerle kazanılmış haklarınız. Masada pazarlıkla, grev tehdidiyle elde edilmiş başarılar… Örgütlü gücün sendika dediğimiz tüzel temsil kimliği ile sağlanabilen koşullar. O nedenle sendika yalnızca zam oranı değildir. Sendika, ağır kapitalist sistem karşısında korunma mekanizması oluşturan bir sigortadır.

Peki tüm eleştirilerimize rağmen sendika olmazsa ne olur, hiç düşündünüz mü? İhtimaller dahilinde bir sabah hiç gerekçe gösterilmeden performans bahanesiyle işten çıkarılabilirsiniz. Organizasyonel değişim” diye, kapı gösterilebilir. Ücret artışı o yıl düşük tutularak, “şirket politikası” denip geçilebilir. Aynı işi yaptığın arkadaşın senden fazla maaş alabilir, iş ve ücret adaleti umursanmayarak itiraz eden kapıya konabilir. Böylelikle kuralsızlık, belirsizlik ve korku ile yönetilerek savunmasız bir çalışma hayatına mahkûm edilebilirsiniz.  

Emek ve Mücadele ile Elde Edilen Kazanımlar Lütuf Değildir…

Bugün sendikalı şirketlerde daha yüksek zamlar ve daha iyi koşullar sağlanabiliyorsa bu tesadüf ya da kendiliğinden bir lütuf değildir. Çünkü masaya birey değil, örgütlü iradeniz oturur. Çünkü bireysel muhatap alınmanın söz konusu olamayacağı durumlarda kanunlar nezdinde adınıza yetkili ve muhatap alınması gereken bir güç vardır. Çünkü yazılı sözleşmeler ve çiğnenmemesi gereken kanuni haklarınız vardır. Sizi koruyan hukuki fiiliyat oluşmuştur.

Sendika işverene düşmanlık değildir. Sendika özünde sistemdir. Sendika iş ve yaşam dengesi için bir çerçevedir. Sendika belirsizliklerin ve kural tanımazlıkların öngörülebilir bir kalkanıdır.

Yıllarca gözümüzün önünde yaşanan taşeron dramına hepimiz şahitlik ettik. Aynı işi yapıp daha düşük ücrete mahkûm edilen…
Aynı koridorda yürüyüp daha savunmasız ve daha az hakka boyun büken…
İhale değiştikçe, kaygı ve endişe ile kaderi değişenler…
Sözleşme ne zaman yenilenecek, kalacak mıyız, ücretler, amirler kim, nasıl olacak diye kronik endişeler alır giderdi başını.

Taşeronların Çilesini Unuttunuz Mu?

Taşeron ve sendikasız çalışanların kaderi olmamalı bu belirsizlikler. Firma değiştikçe, hakların buharlaşması, tazminatların yıllarca hiç edilmesi unutuldu mu? İş güvencesi kâğıt üzerinde olsa bile, bir amirin iki dudağın arasındaki bir nefes kadar zayıftı. Sesini yükseltmek veya itiraz etmek yok olmayı göze almaktı. Sendika iş tamda bu noktada varlığını ortaya koyduğunda ancak sen fark edilebilirsin.

Sendika, “yerine biri bulunur” anlayışına karşı “bu hak sözleşmeyle güvence altında” toplu çıkarırsan işletmene cezalar yağdırırım demektir. Sendika, ücret adaletinin teminatı, iş barışının sigortasıdır.

Elbette çalışan daha fazlasını isteyecek. Elbette sendikasına kızacak, küsecek eleştirecek. Bu en doğal hakkıdır. Ama mevcut kazanımları ve varlıklarını küçümsemek, onu sıradan kendiliğinden bilmek, en büyük yanılgı olur. Çünkü sendikal hüviyetiniz elinizden alındığında mevcut haklarınızın tümü artık tehlikede ve yok olmaya mahkûmdur.

O nedenle unutmayalım; Haklar bir gecede kazanılıp öyle bir gecede kaybolmaz. Önce değersizleştirilir, sonra sendikalılık gereksiz gösterilir. Apartman görevlisine ödenen aidat seviyesine indirgenir, sonra masadaki pazarlık gücünüz zayıflatılır. Sizi en son sendikalılığa küstürüp verdikleri her şey elinizden alınmaya başlanır.

Sendikanın kıymeti, zam oranı tartışılırken değil; bir gün disiplin kurularında yahut toplu işten çıkarma dalgaların da ya da pandemi örneğindeki gibi kaoslarda, hak ve ücret kesintileri gibi büyük krizler kapıya dayandığında anlaşılır. Bu yüzden mesele %13 değil, örgütlü olabilmek, kurallı düzeni koruyabilmek ve yarın kapının önüne konma korkusu olmadan çalışabilmek. Sendikan varsa bir parça güvendesin ama yoksa sıradaki kurban sen olabilirsin.

Sendika ile haklarınıza ve rızkınıza sahip çıkın.

Bu nedenle kız, eleştir… ister yönetimi ister seni temsil edeni, her konuda tenkit et, telkinlerde bulun hatta aday ol değiştir. Ama ona küsüp özellikle toplu sözleşme süreçleri gibi dönemlerde işveren masasındaki iradenizi güçsüzleştirmeyin. Bugün haklarınız için destek olma moral verme onlara cesaret aşılama gününüz. Günü geldiğinde gerekirse elinizi taşın altına koyup sizlerde bu görevlerde bulunarak haklarınıza ve rızkınıza sahip çıkmalısınız.

Özellikle Hava-Sen ile başlayan bu sendikalaşma sürecini gönülden destekliyorum. Onurlu tüm TGS, TSS gibi iştirak şirketlerde çalışanlarında bir an evvel örgütlü iş gücüne dönüşüp, haklarını savunabilmelerini ve bu tabloda onlara kalkan olabilecek bir iradeye geçiş yapılmasını umut ediyorum. Onların her zaman haklı sesi ve savunucusu olmaya devam edeceğimizden asla şüpheleri olmasın…

Hepinize sağlık ve huzur dolu bir hafta diliyorum…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir