Değerli Okurlar,
2025 yılını acısıyla tatlısıyla geride bıraktık. Önümüzde bütün zorlukları ve beklentileriyle dolu koca bir yıl var. Hayat pahalılığının ve yüksek gelir vergisinin maaşları pul ettiği bir dönemde, en fazla 2-3 ay daha düşük vergi kesintileriyle biraz nefes alınabileceği aylardayız. Devam eden toplu sözleşme süreçlerini de drama tiyatrolarına çevirmeden bir an evvel gerçek ekonomiye dayalı rakamlarla imzalanırsa belki çalışanlar biraz rahat nefes alır.
Hem Hava iş hem de Özçelik iş sendikasının ayrı ayrı gafil avlandıkları bu süreçte en azından ücret zamları noktasında neden stratejik akılla hareket etmediklerini anlamakta güçlük çekiyorum.
Ayrıca teknisyenlerin korkulu rüyası olan bu ücret, unvan yapılanması ve skala değişikliği gibi konularda işin içinde olacak. Zam oranları deseniz enflasyon artı birkaç puan refah payı dışında astronomik bir artış elde edilebileceği görünmüyor. Maalesef ki ne emekli çalışan personeller ne de haksız yere işten çıkarılanlar korunulabiliyor.
Hatalı nedenler vb. gerekçelerle insanlar işinden ediliyor ve buna kimse dur diyemiyor. Yıllarca bu sektöre emek vermiş gönül bağı kurmuş insanlara hiçbir haklı gerekçe sunmadan zorla emeklilik dayatılmasına herkes göz yumdu, kulağını tıkadı. Şimdi binlerce emekli çalışan büyük korku ve endişe içinde.
Bir teknisyenin yetkilenmesi için modül sınavlarıydı, tecrübe kaydıydı, sınavları, tip eğitimi, ojt derken en az 5-6 yıl gibi süre boyunca büyük bir emek ve özveri vermesi gerekiyor. Bunlar yetmiyor bir de kotaydı, yönetici referansıydı, kalite mülakatı, İngilizce değerlendirilmesiydi derken resmen bir çile dönemi yaşıyorlar. Bunca zorluklarla elde edilen yetkiler en ufak bir hata ya da kusurda hiç acımadan askıya alınıyor ve ücret bir anda %40’a yakın oranda düşürülüyor. Bu sistemin çalışan açısından koruyucu hiçbir tarafı yok. En azından belli parametrelerle bunu kademeli bir biçimde telafi imkânı sunma ya da bulunan bulgu veya kusurun oranına göre daha hafifletici cezalarla objektif düzene oturtulması mümkün değil mi?
Şirketin kendi denetim sistemindeki eksik ve kusurlar kaynaklı gözden kaçırılan konuları bile tekrardan gözden geçirip denetim sistemini değil de çalışanı cezalandırmak ne kadar adil. Önüne geçilmediği sürece ödüllendirmek yerine cezalandıran bir sistemle yalnızca küskünler ve mutsuzlar ordusu yaratılır. İnsanlar yalnızca parayla mutlu olmaz. Kendilerini güvende ve adil bir sistem içinde değerli ve mutlu edebilirseniz verim alabilirsiniz. En basit yıllık izin meseleleri bile herkeste büyük bir tramvaya dönüşüyor. Sosyal olaylardan dolayı hak ettikleri izin haklarına bile müdahale edilip, kafalarına göre muamele ediliyor.
Umarız yeni yılda yaşanan haksızlıklar son bulur. Hiçbir gerekçe sunulmadan işten çıkarılmaların, egoların altında baskıların son bulduğu bir yıl olur. İnsanca yaşayabilecekleri ücretlerle ve haklarının sosyal medyadan ziyaret pozlarıyla değil gerçekten masada savunan sendikacılarla karşılandığı bir yıl olur. Yönetimin lütufla değil hakkaniyetle kâr payı dağıttığı, özgürce çalışanların örgütlenip sendikal tercihlerine saygı duyulduğu bir yıl olur. 2026 yılında huzur isteniyor. Herkes için özgür ve demokratik bir zeminde tercih fırsatı istiyoruz. Belirsiz gerekçelerle iş yerlerinde ya da resmi işlemlerde ayrımcılık ve baskı istenmiyor.
Savunma ve Havacılık Sanayii
Türkiye’de savunma ve havacılık sanayii uzun zamandır gündemimizde. Ancak bu hafta yaşanan gelişmeler, artık “potansiyel” kelimesinin yavaş yavaş yerini “gerçekleşen güç” ifadesine bıraktığını açıkça görebiliyoruz. Rakamlar, anlaşmalar ve uluslararası ilgi; hepsi aynı noktaya işaret ediyor: Türkiye gökyüzünde yeni bir lige yükseliyor.
Haftanın en çarpıcı başlığı kuşkusuz HÜRJET’in İspanya ile imzaladığı anlaşma oldu. Yaklaşık 2,6 milyar euro değerindeki bu anlaşma Türk jetinin Avrupa hava kuvvetleri envanterine girmesi demek. Yıllarca “yerli ama ihracat yapabilir mi?” sorusuyla anılan projeler için bu gelişme adeta bir eşik. Artık Türk savunma sanayii kendi ihtiyacını karşılayan, başkalarının tercihi olabilen bir aktör.
Önümüzdeki döneme dair ipuçları da bu hafta kendini gösterdi. SAHA Expo 2026 hazırlıkları, Türkiye’nin savunma sanayiini bir “iç pazar başarısı” olmaktan çıkarıp küresel vitrine taşıma isteğinin açık bir göstergesi. Bu tür fuarlarda diplomasi, sanayi ve teknoloji aynı masada buluşur. Ve Türkiye artık o masayı kuran ülkelerden biri olmayı hedefliyor.
Bir diğer dikkat çekici nokta ise Avrupalı devlerle artan iş birliği arayışı. Airbus gibi şirketlerin Türkiye ile daha fazla ortaklık istemesi, mühendislik kabiliyeti, üretim kalitesi ve teslim süreleriyle konuşuluyor.
Elbette bu başarı hikâyesi sadece büyük başlıklardan ibaret değil. BAYKAR, TUSAŞ, ASELSAN, ROKETSAN gibi firmaların yıllara yayılan emeği, yan sanayide oluşan ekosistem ve genç mühendislerin katkısı bu tablonun görünmeyen ama en kritik parçaları. Bugün gökyüzünde gördüğümüz her yerli platform, aslında yerde kurulan uzun soluklu bir vizyonun ürünü.
Bireyin önemsendiği, insani haklarının ve temel yaşam normlarının öncelendiği bir yıl olmasını diliyor, hepinize sağlık, mutluluk ve huzur dolu bir hafta diliyorum…










Yeni personel yetiştirmenin, mevcut nitelikli personeli elinde tutmaktan daha masraflı olduğunu hala ögrenemediler. Havacılıkta tecrübenin değeri paha biçilemez. Yönetime Mobilyacı atamakla olmuyor maalesef.
Hz. Peygamber “Münafığın üç belirtisi vardır: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde yerine getirmez, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder” (Müslim, “Îmân”, 107-109) buyurarak emanete riayet etmeyenleri münafık vasıflı insanlar olarak tescil etmiştir.
İniş takımlarında bir mesai arkadaşımız vefat etti.Tek bir yonetici hakkında işlem yapılmadı.Hepsi koltuklarında maşallah.Allahin adaleti de terazisi de şaşmaz.
Allah bin razı olsun başkanımızdan, Cumhur-u reisimizden, rabbim onlara sağlık güç kuvvet versin sayelerinde refah içinde yaşıyoruz bu ay ikramiye ile beraber 780 bin tl almışım, Türkiye şartlarında kim alabilir bu paraları arkadaşlar, dünyayı gezdik herşeyimiz var hamdolsun, millet açlık yoksulluk görmemiş de halen doymuyorlar.