Değerli Okurlar,
Şubat ayı kışın sert ve çetin geçişiyle ve halen devam eden toplu sözleşmeler nedeniyle büyük bir çile ayına döndü. Yapılan ilk görüşmelerde idari maddelerin çoğu geçilerek ücret ve sosyal yardımlara doğru ilerliyor. Sürecin uzaması da geçim derdinde olanlar için yüksek stres ve endişeye neden oluyor. Elden ele dolaşan taslaklara bakılırsa üyelerin geniş ölçüde beklentilerinin yer aldığı bir çalışma yapılmış. Tabii önemli olan yazmak değil almak. Böylelikle bizlerde gerçek hünerlerinizi görebiliriz.
Böyle zamanlarda bile birbirine düşen, hala koltuk, maşa kavgası yapan sendikacılara da bir anlam veremiyorum. Yahu gücünüzü masadaki talepler için kullanacağınıza birbirinizi suçlayarak yahut hedef haline getirerek neyi elde edebileceğinizi sanıyorsunuz. Hala mı ders almadınız sahte mail anketlerinden dolayı aldığınız tepkilerden. İnsanların güvenini sarsmak, sürekli tribünlere oynamak, bazen mağdura, bazen sahte kahramanlıklara yatmakla nereye kadar sürdürebileceksiniz bu kötü imajınızı.
İnsanlar dürüst, samimi ve gayretli kadroların kendilerini adam gibi masada savunmasını ve haklı taleplerini ete kemiğe büründürmesini bekliyor. Sizin bireysel gündemlerinizle temsil ettiğiniz kitleleri yormaya ve germeye hakkınız yok. Sorunlar belli, çözümü için yapılması gerekenlerde ortada. Her farklı grubun farklı sorunları ve talepleri size iletildi. Şimdi kafa kafaya verip bunları nasıl çözeriz demek yerine ben söyledim, sen yazmadın, ben yazdım sen alamadına getirerek işi taklaya vuracaksanız yere batsın sendikacılığınız derler.
Ekonomik kriz gittikçe derinleşiyor, eminim yüzlerce hatta binlerce kişi bu sözleşmelere göre kariyer planı yapıyor. Kimi dışarıdan aldığı teklifleri bekletiyor, kimi ise manzaraya göre pozisyon almayı bekliyor. Özetle başarılı bir sözleşme buradaki tecrübeli iş gücünü muhafaza etmeye yetmese de şu an açılacak olan hangarları ve rakiplerin yatırımlarını düşündükçe büyük kopuşların kapıda olacağı da aşikâr.
Şimdi her ne kadar ödevlerini eksik yapsalar ve kendi kısır döngülerinde temsil ettikleri kitleleri yorsalar da sendikalara ihtiyaç olduğu aşikâr. O yüzden sizin adınıza başka bir kurumsal yapının arz ve talep yapabilmesi, hukuken sizi asli görevlerini yerine getirebildikleri takdirde temsil edip savunabilmeleri tabii ki çok önemli. Hele ki gittikçe koşulların zorlaştığı iş güvencesinin değerinin arttığı bu zamanlarda hakkıyla işlerini yapan kadrolarla gerçekten çok önemli bir boşluğu kapatmış olurlar.
Bugün işverenlerin ve yöneticilerin dişleri arasına sıkışmış, kimi zaman mobbinge kimi zaman adaletsiz uygulama ve muameleye maruz kalan insanların gidebileceği maalesef başka bir kapı yok. Çalışırken gidip dava açma veya karşı koyma gücünüz yoksa, devreye ancak bu sistem girip çözüm üretebilirse kendinizi muhafaza edebilirsiniz. Yoksa size kol kalkan olabilecek başka hiçbir enstrüman bulamazsınız. O yüzden bizim derdimiz üzüm yemek bağcı dövmek değil. Eleştiriyoruz çünkü eksik ve hatalı yöntemler izleniyor. Kızıyoruz çünkü yetersiz iletişim, kopuk bir bağ ve en önemlisi ciddi bir güven bunalımı var.
Bu bağı güçlendirecek samimi ve dürüst kadrolar olursa, işini ehli ile yapmaya gayret eden elindeki tüm imkanları üyeleri için gözünü kırpmadan kullanabilen anlayışlarla muhakkak belli bir ivme yakalanabilir. Siz onlara sıcak ve samimi bir adım atamazsanız, onların halini hatırını sorup sadece kuru saha ziyaretleri ile sosyal medya sendikacılığı yaparsanız size nasıl güvenecekler. Bence bunu en tepeden aşağı gözden geçirmeli, toplu sözleşme süreçlerini bir avantaja dönüştürüp üyelerinizle daha güçlü bağ kurabilmeyi denemelisiniz.
Hepiniz sağlık ve huzur dolu bir hafta diliyorum…









