Değerli Okurlar,
Sektörün giderek büyüdüğü, rekabetin giderek arttığı ve ekonomik koşulların giderek ağırlaştığı bu dönemde şirketlerin en kıymetli sermayesi yetişmiş nitelikli iş gücüdür. Yıllar içinde eğitiminden, tecrübe kazanmasına, yetkilenmesinden artık iş ve süreç yönetimine kadar yetiştirdiğiniz iş gücünü elinizde tutmanız ve korumanız gerekir. Çünkü ekonomik krizler aşıldığında elinizde iş yaptıracak nitelikli elaman yoksa tüm çabanız boşa gider. Hele ki havacılık gibi kusur affetmeyen bir sektörde bedeli çok ağır sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle personel yönetim süreçlerinin çalışanların moral ve motivasyonunu zihinde tutacak politikalar üzerine kurulması gerekir. Lakin sürekli cezalandırıcı ve caydırıcı önlemler üzerine politikalar geliştirirseniz, bu bir süre sonra ödülsüz bırakılan başarıyı da yıldırarak körelmelere yol açabilir. Zaten savaşın neden olduğu krizlerin insanları epey yorduğu, ücretlerdeki artış seviyesi beklentilerin altında kaldığı, kâr payı veya herhangi bir primin verilemediği olumsuz bir durumdayız. En azından onları gelecekte olumlu gelişmelere göre ödüllendirecek ve onore edecek eğilimler gösterilebilir. Yaklaşan teknisyenler günü bence çalışanların yüzünü güldürmek için önemli bir fırsat takvimi…
Hangarlarda mutsuz asık yüzlerin, kaygı ve endişelerin kısmen giderilebileceği birtakım girişimlerde bulunabilirsiniz. Onları mesleki ve insani değerini arttıran her adım size güven ve motive olmuş emek olarak geri dönecektir. Kaynaşmayı ve bir arada huzur içinde çalışmayı sağlamak için yalnızca ücret ve sosyal imkanlar yetmez. Günümüzde başarılı ve kurumsal gelişimini belli düzeye getirmiş holdinglere baktığınızda, dev üretim sahalarında bile onlara ciddi bir yaşam alanı oluşturarak, adeta iş yerini terapi merkezi haline getirebilmişler. Çünkü dikkati toplamak, enerjiyi doğru yönetebilmek, motivasyonu yükseltmek hatayı azaltır, başarıyı artırır.
Dönüp kendi manzaramıza baktığımızda ise tablo karamsar ve endişe verici. Hele de şu EASA lisanslı ve loog book krizi ile sorgulananların akıbeti oldukça belirsiz durumda. Bu konuya nedense köklü bir çözüm üretilemiyor. Teknisyenler arasındaki gereksiz rekabet, sivil havacılık okullu kavgaları, EASA ve SHGM lisansı rekabeti gibi olaylar durumu bu hale getirdi. Hele de şirketini gidip yurtdışındaki otoritelere şikâyet ederek bulgu oluşturacak kadar akıl tutulması yaşayanların kötü hırsına anlam veremiyorum. Hem kuralları deleceksiniz hem tecrübe kaydı oluştururken bir sürü potlar kıracaksınız, hem de gidip arsızca sağa sola şikâyet edeceksiniz. Yani işinize, iş yerinize hatta mesleğinize ihanet etmek size ne kazandırıyor. Haksız bir rekabet duygusu size ne verebilir ki?
Eğer ki birtakım süreçlerde aksaklıklar veya adaletsizlikler olduğunu düşünüyorsanız bunu kendi içinizde çözme yollarınız yok mu? Binlerce insanı töhmet altında bırakmak, belki işinden etmeye varacak sonuçlara itmek, bu sektöre ihanet değil mi? Halı hazırda dışardan sektördeki hizmet payımıza ve bakım alanımıza göz dikenlere fırsat vermek hainlik değil mi? Hiç mi bu işin milli ve manevi tarafını düşünmüyorsunuz. Kalkıp birileri madem yetkilendirdiğiniz adamların yetkisi geçersizse, bugüne kadar geçmişte yaptığı işlerde geçersiz mi diye fırsat kollarsa, kurumunuzu başka itham, töhmet ve kötü yaptırımlara maruz bırakırsa daha mı mutlu olacaksınız. Derdiniz ben mutsuzsam her yer, herkes yıkılsın ve batsın mı?
Ama unutmayın ki bu şirketler neredeyse asırlık geçmişi olan, bu ülkenin öz kaynaklarıyla ve öz emeği ile kurulan, milyonlarca insana iş ve ekmek kapısı olan manevi ve ekonomik vebali çok büyük kuruluşlar. Buralara en ufak kasıtlı zarar size çok büyük veballer yükler. Ne şehidi ile helalleşebilirsiniz ne de yetimleriyle. Bence küçük hırslarla büyük yıkımlardan uzak durun. Sizi dönemsel sorunlar veya bireysel kırgınlıklar çok acımasız hınçlara itmemeli. Bu kadar büyük bir sermayeye ve sektörün öncü kuruluşlarına biraz daha manevi ve milli hassasiyetlerle yaklaşmalısınız.
Yoksa ki ne kusurları hoşlarına gitmediği için yazmaktan, ne de yeri geldiğinde eleştirmekten geri durmadık. Birilerinin yönetim anlayışını veya yöntemlerini beğenmemek ayrı bir şey, ama yakıp yıkıp darmadağın etmek ayrı bir şey. Bindiğiniz dalı kesmek, içinde olduğunuz gemiyi batırmak gibi bir şey. Bu hakkını aramanın ötesinde ihanete ve başkalarının hakkına girmenize neden olur. Tabii ki hakkıyla tüm kurallara bağlı ve uygun biçimde süreçlerini yürütenler aksaklıkları ve varsa sistemin boşluklarını eleştirebilir. Bunun için ilgili birimlerle iletişime geçerek çözümler önerebilir. Lakin işittiğimize göre özellikle dışarıdaki otoritelere sorumsuzca ihbarlar öngörülemeyen çok ağır sonuçlara gebe olabilir.
Bazen kol kırılır yen içinde kalır. Birbirinizi idare ettiğiniz veya sistem içinde kendinizce yöntemlerle birbirinizi desteklediğiniz konularda rekabet olur mu? Şimdi kalite güvencenin kapısında yüreğiniz ağzınızda beklemek size ne kazandırdı. Yetkilerin askıya alınması, ücret kayıpları ve kurumunuzun yetkili eleman dengesinin bozulması size daha mı değer katar. Genelge davasıyla iş grubu düşürülenlerden de mi ders almadınız? Sorsanıza eski abilerinize bir gecede iş gruplarının darmadağın olup, mahkeme kapılarında süründükleri günleri anlatsınlar size. Taksitini ödeyemeyen, evine haciz gelen, halen emekli olmayan bir sürü abileriniz aranızda vardır. Umarım herkes bu kötü hırs ve egolardan arınıp aklını başına alır. Yoksa zaten ayakta kalma mücadelesi verilen zamanda büyük bir yaprak dökümü başlar. Sonra aranızda uydurduğunuz %20 ücret kesintisi dedikoduları da gerçeğe döner.
Hepinize sağlıklı, huzurlu ve başarılı bir hafta diliyorum…









