KAAN, HÜRJET, ANKA-III: Gücün Arkasındaki Asıl Gerçek

KAAN, HÜRJET, ANKA-III: Gücün Arkasındaki Asıl Gerçek

Türk Havacılık ve Uzay Sanayii’nin üst üste üçüncü kez Türkiye’nin en fazla Ar-Ge harcaması yapan şirketi olması, sıradan bir başarı tablosu değildir. 51,5 milyar TL’lik yatırım, 102 aktif proje ve yaklaşık 5 bin mühendis… Bu rakamlar, Türkiye’nin savunma ve havacılıkta artık “izleyen” değil, yön belirleyen bir ülke olma iradesinin sayılara dökülmüş hâlidir.

Bugün dünyada söz sahibi olmak, yalnızca diplomatik manevralarla ya da askerî güçle mümkün değil. Asıl belirleyici unsur, teknoloji üretebilme kabiliyetidir. TUSAŞ’ın yüksek teknolojiye, yerli ve millî üretime dayalı Ar-Ge yaklaşımı, Türkiye’nin stratejik bağımsızlık yolunda kararlılıkla ilerlediğini açıkça gösteriyor.

Ancak millî projelerin en kritik bileşeni, platformlar ya da bütçeler değildir. Bu projeleri mümkün kılan insan kaynağıdır. Beş bin mühendis bu ülkenin geleceğini tasarlayan beyinlerdir. İşte tam bu noktada eleştiri de başlamak zorundadır. Çünkü güçlü bir savunma sanayii, yalnızca fedakârlık üzerine inşa edilemez. Uzun vadeli başarı; emeğin karşılık bulduğu ve insanın merkeze alındığı bir sistemle mümkündür. Aksi hâlde millî hedefler, yorgun omuzlarda ağır bir yüke dönüşür.

Bu insan kaynağıyla ortaya çıkan projeler ise artık yerli gündemin değil, küresel masaların da konusu. TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu’nun DEİK Türkiye–Malezya İş Konseyi Başkanlığı görevine seçilmesi, kişisel bir unvandan çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu görev, Türkiye’nin savunma ve havacılık alanında ulaştığı seviyenin, artık uluslararası karar mekanizmalarında da temsil edildiğinin bir göstergesi.

Türkiye bugün ürün satan değil; teknoloji ihraç eden, ortaklık kuran ve strateji geliştiren bir aktör olma yolunda ilerliyor. Malezya gibi bölgesel etkisi yüksek bir ülkeyle kurulacak iş birlikleri, bu vizyonun sahaya yansıyan adımlarıdır. Demiroğlu’nun mühendislik geçmişi ve savunma sanayiindeki tecrübesi ise bu temsili söylemden çok yetkinliğe dayalı kılıyor.

Sahadaki projelere bakıldığında bu yetkinliğin somut karşılığı açıkça görülüyor. Milli Muharip Uçak KAAN’ın artık takvimi olan, prototipleri uçan ve ihracat masalarında konuşulan bir gerçekliktir. 2026 baharında uçması planlanan P1 prototipi, Türkiye’nin 5. nesil savaş uçağı hedefinde geri dönülmez bir eşiğe yaklaşıldığını gözler önüne seriyor. Sürecin aceleye getirilmemesi, her aşamanın titizlikle test edilmesi ise savunma sanayiinde hız kadar hatasızlığın da esas alındığını kanıtlıyor.

Motor konusu ise bu projenin bağımsızlık iddiasının kalbinde yer alıyor. Geçici çözümler teknik bir zorunluluk olabilir; ancak asıl hedef olan TF35000 yerli turbofan motoru, KAAN’ın gerçek anlamda millî bir güç unsuru olmasının anahtarıdır. Endonezya gibi ülkelerle yapılan görüşmelerde yerli motor şartının açıkça ifade edilmesi, bu projenin diplomatik ve ekonomik bir değer taşıdığını da ortaya koyuyor.

Benzer bir kararlılığı HÜRJET’te görmek mümkün. Erzurum’un eksi 21 derecelik ayazında gerçekleştirilen kış ve yüksek irtifa testleri, Türkiye’nin havacılıkta kendi gücüyle ayakta durma iradesinin sınandığı anlardı. İki prototiple yürütülen ve yüzlerce sortiyle tamamlanan bu süreç, TUSAŞ mühendisliğinin geldiği seviye net biçimde ortada. HÜRJET’in ihracat anlaşmalarıyla uluslararası pazarda da karşılık bulması, Türkiye’nin artık bu ligde kalıcı olacağının işaretidir.

İnsansız sistemlerde ise ANKA-III, bir projeden operasyonel güç unsuruna dönüşme eşiğini aşmış durumda. Üretim versiyonunun tasarımının kesinleşmesi, “nasıl” sorusunun değil, “ne zaman ve ne kadar” sorularının konuşulduğunu gösteriyor. Türk Hava Kuvvetleri’nden beklenen yüksek adetli siparişler ve yabancı ülkelerin ilgisi, bu platforma duyulan güvenin açık göstergesi.

Bütün bu tablo, tek bir gerçeği işaret ediyor: Türkiye montaj yapan değil; tasarlayan, geliştiren, test eden ve ihraç eden bir ülkedir. Ancak bu yürüyüşün sürdürülebilir olması, insan kaynağının korunmasına, emeğin değer görmesine ve stratejik kararlılığın devamına bağlıdır.

Millî teknoloji hamlesi; tabelalarla değil, insanla kazanılır.

KAAN göğe çıktığında, HÜRJET zorlu şartları aştığında, ANKA-III sessizce görev yaptığında; havalanan metal olmayacak.

Bir milletin bağımsızlık iradesi, kendi evlatlarının emeğiyle yükselmiş olacak.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir