Türk Hava Yolları’nın İkinci 500 Hikâyesi Başladı. Türkiye Savunma Sanayiinde Kritik Eşiği Aştı

Türk Hava Yolları'nın İkinci 500 Hikâyesi Başladı. Türkiye Savunma Sanayiinde Kritik Eşiği Aştı

Değerli okurlar,

Son günlerde açıklanan veriler ve yapılan anlaşmalar, Türkiye savunma sanayiinin artık “gelişen bir sektör” değil, olgunlaşma eşiğini aşmış stratejik bir güç alanı haline geldiğini gösteriyor. 10 milyar dolara yaklaşan ihracat hacmi, ROKETSAN’ın 750 milyon doları aşan dış satımı ya da HÜRJET’in Avrupa kapısını açması… Bunların her biri tek başına önemli. Ancak asıl mesele, bu parçaların bir araya geldiğinde ne anlattığıdır.

Net söylemek gerekirse Türkiye savunma sanayiinde artık oyun kurmaya aday bir ülke konumunda.

İhracat: Nicelik Değil, Nitelik Hikâyesi

Savunma ihracatındaki artışın en kritik yönü rakamların büyüklüğü değil; ihracatın karakterinin değişmiş olmasıdır. Eskiden daha çok platform, parça veya sınırlı sistem satışı konuşulurdu. Bugün ise paketler satılıyor: eğitim, bakım, yazılım, simülasyon ve lojistik destek dahil.

HÜRJET’in İspanya anlaşması bu açıdan bir dönüm noktasıdır. Bu sadece bir uçak satışı değildir; Türkiye’nin Avrupa’ya “Ben bu ligi oynayabilirim” deme biçimidir. Üstelik bu lig, teknoloji kadar güven, sürdürülebilirlik ve siyasi denge de ister. Türkiye, tüm bu alanlarda testten geçmektedir ve şimdilik sınıfı geçiyor.

Şirketler Büyüyor Ama Asıl Soru Şu: Sistem Büyüyor mu?

ROKETSAN gibi şirketlerin ihracatta yakaladığı ivme elbette sevindirici. Ancak burada sorulması gereken daha derin bir soru var: Bu büyüme kurumsal mı, ekosistemsel mi?

Son haftalarda öne çıkan “yetenek yönetimi”, “nitelikli insan gücü” ve üniversite–sanayi işbirliği vurguları, karar alıcıların bu sorunun farkında olduğunu gösteriyor. Savunma sanayii sadece birkaç büyük oyuncuyla taşınamaz. Onu ayakta tutan; KOBİ’ler, mühendisler, yazılımcılar ve tedarik zinciridir. İnsan kaynağına yapılan vurgu, bu nedenle en az yeni bir füze sistemi kadar stratejiktir.

Savunma Sanayii Artık Dış Politikanın Sessiz Dili

Bir diğer dikkat çekici sonuç ise savunma sanayiinin Türkiye’nin dış politikasında açık bir enstrümana dönüşmüş olmasıdır. Satılan her sistem, aynı zamanda bir ilişki, bir bağ, bir karşılıklı bağımlılık üretir. Türkiye’ye masada söz kazandırır; ama aynı zamanda sorumluluk da yükler.

Artık Türkiye’nin sattığı sistemler sahada test ediliyor, dünya tarafından izleniyor ve karşılaştırılıyor. Bu, başarı kadar hatanın da daha görünür olduğu bir dönem demek. Dolayısıyla savunma sanayiindeki her teknik karar, siyasi bir karar niteliği taşıyor.

Risk Nerede?

Bu parlak tablonun gölgesinde ise iki temel risk var.

Birincisi, aşırı özgüven. Savunma sanayiinde başarı, süreklilik ister. Bugünün avantajı yarının garantisi değildir. Teknoloji yarışında duran, geride kalır.

İkincisi ise iç pazar rehaveti. İhracat başarıları, iç denetim ve kalite kültürünün gevşemesine yol açmamalı. Çünkü küresel rekabet, toleransı olmayan bir alandır.

Son bir haftalık tablo net: Türkiye savunma sanayiinde artık “yolun başında” değil. Ama “yolun sonunda” da değil. Tam kritik bir virajda.

Bu viraj doğru alınırsa, savunma sanayii sadece güvenlik değil; teknoloji, istihdam ve diplomasi açısından da Türkiye’nin en güçlü kaldıraçlarından biri olur. Yanlış alınırsa, bugünkü kazanımlar kısa sürede sıradanlaşır.

Kısacası mesele şu:

Silah yapmak değil, akıl, sistem ve sürdürülebilirlik üretmek.

Asıl sınav şimdi başlıyor.

Türk Hava Yolları’nın İkinci 500 Hikâyesi Başladı

Bazı yatırımlar vardır; açılış töreni bittiğinde anlamı da biter.

Bazıları ise zamanla konuşur.

İstanbul Havalimanı’nda Türk Hava Yolları adına atılan son temeller, bana göre ikinci gruba giriyor. Çünkü burada mesele birkaç hangar, birkaç tesis değil. Burada bir zihniyet inşası var.

Türk Hava Yolları artık sadece uçak işleten bir şirket değil. En azından olmak istediği yer orası değil. Üretimden bakıma, eğitimden teknolojiye, lojistikten veri altyapısına uzanan bütüncül bir havacılık ekosistemi kurma iddiası var. Bu iddiayı küçümsemek kolay ama rakamlar pek izin vermiyor.

Bir karşılaştırma yapalım.

1933’ten 2003’e kadar geçen 70 yılda filodaki uçak sayısı 65.

Son 23 yılda ise 500.

Bu, rastgele büyüme değil. Beğeniriz ya da eleştiririz ama ortada sabırlı ve istikrarlı bir plan olduğu açık. Şimdi THY, ilk 500’ün verdiği tecrübeyle ikinci 500’lük döneme giriyor. İşte bu nokta kritik.

SmartIST’in ikinci fazı, Avrupa’nın en büyük geniş gövde motor bakım merkezi, günlük yarım milyon kapasiteli ikram tesisleri, uçuş eğitim merkezleri, veri altyapıları, Widect gibi kapıdan kapıya kargo hizmetleri… Her biri tek başına “büyük iş”. Bir araya geldiklerinde ise Türkiye’yi küresel havacılık zincirinin kenarından merkezine taşıma iddiası ortaya çıkıyor.

Toplam yatırım 100 milyar lirayı aşıyor.

26 binden fazla ek istihdamdan söz ediliyor.

Burada durup şunu söylemek gerekiyor: Bu sadece bir şirket büyümesi değil. Bu, bilgi birikimi, yan sanayi, insan kaynağı ve uzun vadeli kalkınma meselesi. THY’nin 21 iştirakle kurduğu yapı, klasik bir şirketler grubundan çok, yaşayan bir ekosistemi andırıyor.

Elbette dünya güllük gülistanlık değil. Havacılık sektörü zor bir dönemden geçiyor. Jeopolitik riskler, ekonomik dalgalanmalar, sert rekabet… Ama tam da bu yüzden, uzun vadeli stratejilerden vazgeçmeyen yaklaşım dikkat çekiyor. Kısa vadeli fırtınalara göre rota değiştirmemek, her kurumun harcı değil.

Bu tablonun belki de en az konuşulan ama en önemli unsuru “TK Aile” kavramı. 100 bini aşkın çalışanı kapsayan bu anlayış, bana şunu hatırlatıyor: Ne kadar büyük uçaklarınız olursa olsun, onları uçuran insanlardır. Kurumsal aidiyet olmadan vizyon kâğıtta kalır.

500’üncü uçak, geçmişin bir özeti.

Hedeflenen 1000 uçak ise geleceğin iddiası.

2033’te 813 uçak, 171 milyon yolcu;

2036’da 1000 uçak, 210 milyonun üzerinde yolcu…

Bunlar hayal değil; temeli atılmış hedefler.

Türk Hava Yolları, “milli bayrak taşıyıcı” olmanın gereğini sadece söylemle değil, yatırımla yerine getirmeye çalışıyor.

Eğer bu kararlılık korunursa, birkaç yıl sonra konuşacağımız şey küresel havacılıkta kimin standardı belirlediği olacak.

Tüm havacılara güvenli ve huzurlu bir hafta dilerim.

Mevlüt Zor

mevlutzorr@gmail.com

Exit mobile version