KAZADAN BUGÜNE…

KAZADAN BUGÜNE…

B.727 Isparta kazasından bugüne 37 yıl geçti. Zaman su gibi akıp gidiyor, isterseniz kum saati deyin, ne fark eder ki! Çalışan kesimin yanı sıra, elini-eteğini iş dünyasından çekmiş, emekli olmuş insanlar için de durum farklı değil! Bugünü yaşıyoruz tamam ama neden geçmişe bu kadar duyarsız davranıyoruz, belirsiz. Yaşamın gittikçe zorlaşan koşulları mı, acıdan kaçıp, umutla yarına bakmak mı? Aşağıda okuyacağınız yazı 2011 yılı Eylül ayında kaleme alındı ve Sefa İnan blog’unda “Yaşam Geriye Dönmüyor” başlığı ile yayımlandı. Kimileri beğendi, bazıları eleştirdi ama acıdan nasibini alanlar biraz teselli buldu, kayıpları unutulmamıştı.

“Feyzan tiril tiril üniforması ile odaya girdi. Geç kalma endişesi ile telaşlanmış, dudaklarının üzeri incecik terlemişti. Doldurduğu Boeing 727 emergency uçak şemasını inceliyordum, her şey yerli yerinde, doğru hazırlanmış. Tam “bravo” diyecekken telefon çaldı. Binanın 4.katındaki Kontrol Kabin Memurluğu odası; uçuşa gelen kabin memurlarının imza attıktan sonra uğradıkları ikinci durak. Kıyafet,  taşınması zorunlu malzemelerin kontrolü, gideceği uçağa ait emergency ve teknik bilgiler hakkında minik bir brifing bu odada yapılır. Feyzan’ı yolcu ettim. Telefondaki ses başkanlık binasına gitmemi ve kazayı bildirdi. Odayı kapatıp acil toplantı için yola koyuldum.

10 Eylül 1976 Cuma; BEA/British Airways’e (İngiliz Havayolları) ait Trident tipi üç motorlu uçak İstanbul’a gelmekte iken,  Zagrep yakınlarında, Yugoslav Havayollarına ait DC-9’la çarpışmış. 176 ölü var, 25’i Türk. *Tassa ve üst yönetim ile bir araya gelerek, görüşülecek konular, yapılacak işlemler, alınacak kararlar acilen masaya yatırılacak. British Airways uçağında hayatlarını kaybeden Türklerin yakınları olay yerinde düzenlenecek anma törenine katılmak üzere uçakla Zagreb’e gidecekler.  İngiliz Havayolları tarafından Türk Hava yollarından kiralanan DC-9 uçağının Yugoslavya’ya 46 kişi götürmesi gerekiyor, hepsi ölenlerin yakınları. Uçuş programı yüklü, bu ek sefer için ekip planlamak gerekiyor. Acil ve teknik konuların yanında yaşanan acılar var. Havacılık böyle bir şey işte! Havada kaza, hayatta yaşanabilecek olaylardan biri ama en seyrek olanı. Aynı hatalar tekrarlanmaz ve her birinden ders alınır.  Karayollarındaki sıklık ve terör yoktur. “Gideceği limanı bilmeyene hiçbir rüzgardan hayır gelmez” diyor Montaigne. Yani “hedeflerini belirle” demek istiyor. Ama yaşam tatsız ve acı sürprizlerle dolu, bazen hedefler şaşıyor, neler olacağını bugünden bilemeyeceğimiz gibi.

*******

Türk Hava Yolları giriş sınavını kazanmıştı ama halinden hoşnut değildi Feyzan. Balık etinde olan bedeni birkaç yıl sonra kontrolsüzce değişmiş, diyetlere rağmen alınan fazlalıklar onu mutsuz biri yapmıştı. Üstüne üstlük zayıflama uğruna aldığı ilaçlardan biri zarar vermiş, kilolar da olduğu gibi yerinde kalınca psikolojik sorunlar ortaya çıkmıştı. Her şeye rağmen görevini aksatmıyor, işine başarı ile devam ediyordu. Sürdüğü ruju çok beğendiğimi söylediğimde, aynısını hediye edeceği hiç aklıma gelmemişti, mürdüm eriği renginde, parlak ve  hoş kokulu.  1970’li Yıllarda genç kızlar aileleri ile birlikte yaşar, şimdilerde olduğu gibi ayrı ev açmazlardı. Orta halli iyi bir ailenin evladı, eve yardımcı oluyor, ekmeğini zor koşullarda kazanıyor ama huzurlu. Mutsuzluğu sadece kilo sorunu değil elbet, beklentileri var. 1972’de Bulgaristan’a kaçırılan Truva uçağının kabin memuru.  Gençliğin verdiği umutlarla, gelecekte tüm sorunların biteceğine inanıyor. 19 Eylül Pazar akşamı TK 452’de görevli, Antalya’ya uçacak, sonra da yeni bir başlangıç; hamur işlerine ve tatlılara kesinlikle veda! Şu diyet uzmanının yazdığı reçeteyi aynen uygulaması gerek.

*****

Kemal Bey başarılı bir avukat. Nazilli’de başladığı iş hayatına Ankara’da devam etme kararı almış. Aldığı davalar, yaşam sıkıntıları ve mutsuzluk yüzüne yansımış gibi, kara ile yeşil arasında çehresi. Avukatlık yaşamı tatmin etmemiş, doğada hür olmak, denizi koklayarak, sesini duyarak yaşamak, cübbeden kurtulmak, kısacası farklı bir yaşam kurmak istiyor. Arkadaşı Kaş sahillerini ağzından bal damlayarak anlatınca, gidip gözleriyle görüyor. “Öyle bir rengi var ki dağların, denize vurup turkuazın rengini değiştiriyor diye hararetle anlatıyor. Kesin kararını verip oradan bir arsa alacağını söylüyor yakınlarına, resimler çekmiş boy boy. Küçük bir pansiyonla başlayacak işe. Türkiye’ye gelen Almanların ve kuzeylilerin “her şey dahil” ücret politikasını henüz bilmediği, sakin-asude yerleri tercih ettiği yıllarda 4-5 oda ile turizmcilik çok cazip. Adriyatik kıyılarında görüp hayran olduğu, konakladığı ev-pansiyon modelini daha geliştirerek uygulayacak. Sabah kahvaltısı ve akşam menüsü dışında misafirler isterlerse Uludağ misali “kendin pişir, kendin ye” için mangallarını yakabilecekler. Arsayı almak için tekrar Kaş’a gitmenin dışında her şey tamam. 19 Eylül Pazar akşamı TK:452 İstanbul-Antalya uçağına bilet alıyor. Nasıl olsa işlemlere 1 gün yeter, ertesi gün ver elini Ankara…

*****

Elif alımlı, hoş bir kız, toprak ağası babanın göz bebeği. En iyi okullarda okutulmuş, İngilizce ve İtalyanca biliyor.  Tek kusuru İtalyan tutkusu. İtalyan müziği, İtalyan mutfağı, modası, elinden gelse İtalya’yı Türkiye’ye taşıyacak. Düğün hazırlıkları öncesinde Milano’ya gitmek için tutturunca ağa olmaz diyemiyor. İstanbul’da halası ile buluştuktan sonra Milano’ya geçiyorlar. Gelinlik, aksesuar, mutfak setleri ve *Capodimonte eşyalar buradan alınacak. Kırılacak şeyleri yanında taşıyacak ama diğerleri gemi ile Mersin limanına gönderilecek.

*****

Ekrem’in lokantasında, kar gibi beyaz örtülerle kaplı masalar dolu yine ve kömürde pişmiş bıldırcın nefis! Dışarıya da servis veriyor. Hakkı bey uçağa binmeden önce midesini doldurmayı sevmese de Antalya’ya geç varacağını düşününce, akşam erken saatte yemek yemenin yerinde olacağına karar veriyor. İnşaatı bitmiş eve yeni taşınmışlar, eksikler çok daha, eşi İnci hanım becerikli. Salata ve pilavla bıldırcın iyi gider doğrusu, zeytinyağlı çalı da  öğlen pişmiş, kokusu daha mutfaktan çıkmamış. Şu uçak korkusu da olmasa! İş için sabah Antalya’da olması gerek, en iyisi akşamdan gitmek diye düşünüp 19 Eylül Pazar akşamı için TK.452 seferine yer ayırtıyor. Yazdan kalma  güneşli, ılık günün bitiminde erkenden masaya oturuyorlar. Sonra uğurluyor kocasını, sarılıyorlar. Yüzü alev topu gibi sıcak Hakkı Bey’in. Tam kapıdan çıkarken duraklıyor “bir şey olursa…İnci, bir şey olursa bizimkileri ara” diyor. İnci hanım “saçmalama, Allah korusun, sen kamerayı aldın mı onu söyle ”diyerek geçiştiriyor.

*****

Milano’da Via Monte Rosa’da  Montebianco oteli sırasındaki iç sıkıcı loş dairelerinde Ysabelle (İsabel ) *“Amore, ho sentito che Turchia meraviglioso  posto. Perfavore andiamo.  Da Istanbul per Antalya cambiamo aereo. Lasciamo la nostro figlia  da mia mamma.” diyor. Kocası Alfredo, Montebianco otelinin altındaki ofisden broşürler alıyor, gördüklerinden memnun, ağzı kulaklarında eve gelip biletleri uzatıyor. 19 Eylül’de Milano’dan THY ile İstanbul’a gelecekler. Aynı akşam 22.45’de TK.452 ile Antalya’ya devam edecek uçak. Sevinçden hoplamaya başlayan Ysabelle minik çığlıklar atıyor.

*****

Yıllar boyunca Gençlerbirliği spor kulübü başkanlığını yapan, işadamı İlhan Cavcav İtalya’da. Milano’dan Antalya’ya gidecek THY uçağına binecekken bir telefon geliyor. “Başkan, burada bir çocuk var, süper, görmen lazım”. İstanbul’a geliyor ama Antalya bölümünü iptal ederek Ankara uçağına geçiyor.

Kader ayrı insanları aynı yolda buluşturuyor. Milano-İstanbul seferini yapan B.727 apronda park halinde. Yakıt, ikram alınmış, temizlik yapılmış, Antalya’ya devam edecek. Yolcu otobüslerle uçağa getiriliyor. Her zamanki gibi, ön kapıdan iç hat yolcuları, arka kapıdan transitler geliyor. Kalkış müsaadesinden sonra pistte koşan çelik gövde iniş takımlarını içeri alarak tırmanışa geçiyor.

*****

Kabin ekibi servis hazırlığı içinde; full yolcu olunca telaş kaçınılmaz olur. “Ya yetişmezse” endişesi başlar. Endişe hareketlere yansır. Daha servis bitmeden, kokpit pist ışıklarını gördüğünü ve yaklaşma isteğini belirtiyor. Kabinde “kemerlerinizi bağlayınız” yazısı…ekip daha da telaşlanıyor. Kulenin tüm ikazlarına rağmen, uçak alçalmaya başlıyor. Pilotun pist sandığı, İsparta bulvarının ışıkları. Artık çok geç! Full uçak kendini bir daha toparlayamıyor. Gök gürültüsünden daha güçlü, korkunç bir ses, çığlıklar, dehşetle irileşmiş yalvaran gözler. Kokpit irtifa alamıyor. 154 Kişi yok!

Sıcak Eylül gecesini bahçelerinde, balkonlarında geçiren Isparta’lılar tepelerinden geçen ve bomba gibi patlayan uçağın alevleri göğü ve yeri aydınlatırken, öylesine şaşkın bakakalıyorlar.

*****

Gece uzun ve karanlık, her yer sis içinde, yoğun duman ve koku her şeyi kaplamış. Ortalık aydınlanıp yeni gün başladığında görüntüler daha elim. Teşhis için giden hısım-akraba ve yakınlar ikinci bir şok yaşadılar. Yarım bedenler kararmış, organlar parçalanmış, ne yapacaklarını bilemiyorlar. Boyunlar bükük, göz yaşları içinde oradan oraya bilinçsizce dolaşıyorlar. İçlerine hüzün ve kasvet çöreklenmiş, çırpınıyorlar. Cenazeler kaldırılıyor ama kim kimin yerine gömüldü, kimbilir?

Nasıl bir Eylüldü o?  Arka arkaya iki kaza herkesi yasa boğdu.  Günümüz insanları “hayat devam ediyor” lafını sıkça kullanıyorlar, evet, geride kalanlar için yaşam devam ediyor, edecek de. Ama nasıl bir yaşam olduğunu kimse tahmin edemez. Yol değişmiş artık,  taşlar yerlerinden oynamış bir kez, kaymış, kırılmış, hiçbir şey eskisi gibi değil. Her şey yolunda giderken tökezleten neydi? Zamanla acı bitecek, sis dağılacak ama yaşam geriye dönmüyor…”

Tarih Eylül 2013; yetimler, öksüzler büyüdü, kaybettikleri ebeveynlerin yaşlarına geldiler, kimileri de erken göçtü, ruhlar birbirlerine kavuştu. 37 Yıl geçmiş olsa da unutmadık, hepsini rahmetle anıyoruz, mekânları cennet olsun!

 

*Havayolları Kabin Memurları Derneği

*Napoli ve Sicilya kralı Carlo di Borbone tarafından Capodimonte’de (Napoli varoşları) kurulan imalathanede üretilen porselenler

*Tatlım, Türkiye’de çok güzel bir yer varmış. N’olur gidelim. İstanbul’dan Antalya’ya aktarmalı gideceğiz. Kızı annemlere bırakırız.

 

Geri

4
Kimler Neler Demiş?

1000

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ece Aganoglu

Tum yolcular, kabin ekibi ve pilotlar isiklar icinde olsunlar. Allah rahmet eylesin.

Ece Aganoglu

Bu yazida emegi gecenlere tesekkur ederim. Sevgili teyzem eczaci Hatice Ozdemir ve sevgili enistem doktor Dogan Ozdemir de bu elim kazada vefat ettiler. 4 yasimda oldugum halde Istanbul’daki evimizde ailece yemek yedikten sonra kapida onlari ugurlamaya ciktigimizi ve kendilerine neden gemi ile gitmediklerini sordugumu cok net hatirliyorum. Ertesi gun gunesli bir Istanbul sabaginda kahvalti masasinda TRT radyosunda kazanin ilk haber gectigini de. O andan sonra hersey karanlik. Aslinda kaza oncesi sevgili teyzem ile annem arasinda gecen cok ilginc konusmalar var fakat bu konusmalarin onlarin ozeline girdigine inandigim icin paylasmayi uygun gormuyorum. Buradan hayatini kaybeden tum ucak yolcularina rahmet diliyorum. Saygilar.

Latif Erol Tüzgel

Zamanın acıları azaltarak unutturmak ve hatta örtmek gibi tedavi edici bir özelliği var. Bu özellik aynı zamanda hataları da unutturabiliyor. Çok şükürdür ki böyle bir kaza o güne kadar vuku bulmadığı gibi, artık tekerrür de etmeyecek.

Meral Döşemeciler

DFDR/Dİgital Flight Data Recorder yani halk deyimiyle kara kutu, uçuş bilgilerini kaydeder, hepimiz biliyoruz.Sefa bey de kapasiteyi yazmış.37 Yıl sonra uçuş ve DFDR hakkında olayı sorgulamak akla keder.Her yerde yazılan herşeye de itibar etmemek gerek.Böyle sorularla bir sonuca ulaşılmaz!Kokpit ekibindeki pilot arkadaşım, midesi ihtimam isteyen,az yemek tüketen,sütle beslenen bir insandı.Acabalarla ve merakla sorulamayan soruyu yanıtlamış olayım.Diğer husus;kokpit ve kabin ekipleri her zaman dikkatleri üzerlerine çeker, istemeseler de! Yolcu bazen acımasız davranır. Elma suyu ilk kez Almanya’da üretidi, uçağımıza yüklendi.Kokpit’e götürürken “pilotlar uçuş sırasında whisky içiyor” diye mesnetsiz,anlamsım laflar medyaya yansıdı.Vişne suyu götürdük,bu kez şarap dediler.Halkla İlişkile Başkanlığı kararlılığı ile çirkin… Devamını oku »