KANATLARI KIRIK UÇAĞIN SON SEFERİ

KANATLARI KIRIK UÇAĞIN SON SEFERİ

Fransa’nın Toulouse kentinin devasa Airbus hangarında gövdemin tüm parçaları özenle birbirine iliştirilirken ömrümün son günlerini doğum yerime binlerce kilometre uzaklıktaki bir ülkenin oto sanayisinin karşısında asfaltı bozuk, yamalı bir yolu işgal ederek geçireceğimi bilmiyordum.

Uzun geçen ömrüm, gövdemde metal yorgunluğu oluşana dek havayolu şirketleri ve değişik rotasyonlar arasında gidip gelmekle geçti. Gökyüzünde geçirdiğim 37000 saat uçuş boyunca, küçük uçaklar gösterişli gövdemi ve iri kanatlarımı kıskandılar. Her kalkışım; burnumu dik, gövdemi gururla yükseltişim kumandalarımı emanet ettiğim pilotları sevindirdi. Görevimi en iyi şekilde bitirmek üzere yaptığım her inişim, ağır kanatlarımı süzerek yere değişim, mesafeleri kat eden kabinde ki misafirlerimi rahatlatıyordu. Sabahları apron adı verilen uçak alanından aheste aheste hareket edip pist başına doğru ilerlediğimde etraftaki küçük uçakların yanında fiyakalı gövdem havasını atarak ilerlerdi. Pist başında beyaz ördek sürüsü gibi ard arda dizilmiş tüm uçaklar birbirimizi süzerdik. Benden büyük uçak fazla görmezdim. Görmedikçe de gövdeme takılmış her bir vidayı yerinden oynatmadan ilerler, iri lastiklerimin üzerinde, heybetim ardına bakmadan şaha kalkardı. Küçük kardeşlerim fazla yukarı tırmanamazken ben 41000 feet yükseklikten onları seyrederdim. Bulutların arasında 880 km hızla ilerlerken geçirdiğim günleri şimdi hasretle anıyorum.

Bir gün geldi ki uçtuğum havayolu kapandı. Filodaki arkadaşlarımı parçalayıp hurdacıya yolladılar. Onlardan ayrılmak benim için zor olan ilk şeydi. Kuvvetli motorlarının sesi sonsuza dek susturulmuş, gövdesindeki bölümleri bir bir parçalara ayrılarak son yolculuklarına çıkmıştı. Onlara veda eden yaşlı gövdeme ise henüz kimse dokunmamıştı. Yorgunluğuma, arkadaşlarımdan ayrılmama ve uçtuğum firmanın gövdemde yer alan adının silinmesine çok üzülmüştüm. Günler geçmesine rağmen apronun ücra bir köşesinde unutulmuş olmak içimi daha da acıtıyordu. Etrafımdan gelip geçen teknisyenler beni bir işadamının çok para ödeyerek satın aldığını ve içimde bir yerlerin restoran yapılacağını konuşuyorlardı. Bunca yıllık uçuş hayatımda birçok misafiri ağırlamıştı şık üniformalı hostes arkadaşlarım. Bu restoran denilen şey iyi bir şey miydi benim için? Jilet Fabrikasına gitmekten bu sayede kurtulduğumu söylüyordu bazıları… Oysaki sonumun böyle hazin olacağını bilseler filodaki arkadaşlarımla beraber parçalanmayı ve yok edilmeyi tercih edeceğimi düşünürlerdi. Aradan aylar geçti. Yaşlı gövdem apronun keskin soğuğunda çok geceler sallandı. Günün birinde beni tekrar ziyarete geldiler. Bana ne yapacaklarını anlamadığım halde sadece beni unutmamalarına seviniyordum. Konuşmalarını dinleyince bazen unutulmak mı daha iyidir diye düşündüm… Devlet Hava Meydanları İşletmesi apronda yer işgal ettiğimi düşünmüş ve beni bulunduğum yerden tahliye etmeye karar vermiş… Birkaç görevli yüksek sesle söyleniyordu. “Uçağın restoran yapılması için gereken alan bulunamamış. Hiçbir belediye uçak restorana ruhsat vermiyormuş…”

Anladım belediye dedikleri kimlerdense beni sevmiyormuş! Başkaları da uçak alanında görmek istemiyormuş! Peki, ne olacaktı bunca yıllık emeğimin karşılığı? Dikey stabilizemde bu düşünceler gezinirken birileri canımı acıtmaya başladı. O da neydi öyle? Kanatlarımı kesiyorlardı… “Bırakın, kanatlarımı, kırmayın… Çok rüzgârla baş ettim ben… Bulutları kaydırdım slatlarımın arasından… Yapmayın! Kuyruğumu da kesmek zorunda mısınız? Bütün küçük uçakların önünde beni bu duruma neden düşürdünüz?” Metal yorgunluğu yaşayan gövdemi de keserek büyük bir vinçle sahil yolu tarafına çıkardılar her bir parçamı. Bir zamanlar son yaklaşmada görürdüm bu yolu. Tüm arabaların üzerine düşerdi geniş gövdem…

Aylardan kasımmış. Sonbahar hüznü yaraştı hurdama. Sefaköy tabelasını gördüm geçerken bir de oto sanayi var şimdi ki park yerimin karşısında. Hakkımda “Çürümeye yüz tutmuş eski dev” diye başlıklar attığını duydum birkaç yerel gazetenin. Önceleri yanımdan gelip geçenler şaşkın bakışlarla inceliyorlardı beni. Parçalanmış gövdeme hala hayretle bakılması hoşuma gidiyordu. Fiyakasını kaybetmiş gövdeme tırmanıp hatıra fotoğrafı çektirenler de oldu. Gururum okşanıyordu tabii hala büyüyen gözbebekleriyle baktıklarında. Giderek gelip geçen gözler de alıştılar, parçalansa da hala kocaman uçağın, gariban duruşuna. Artık üzerimden alçalarak geçen küçük uçaklar benden daha afilli… Üstelik iniş takımları da sağlam! Bense devrilmemek için zorluyorum kendimi. Zaman, geçtikçe sıradanlaştırıyormuş olayları ve insanlar alışıyormuş her şeye. Alışmak… Bir tek benim için zor belki de. Kaç parçaya bölündüm hala etrafımdan geçenler için endişeleniyorum. Ya kırık kanadımın altında eğreti duran ram air turbine daha fazla bana tutunamaz da düşerse? Beni kanıksayan hatta artık görmeyen insanlara zarar verirsem diye düşünüyorum.

Bir zamanlar yakalarında parıl parıl parlayan rozetimi taşıyan kişiler binip inerdi kapılarıma yanaşan merdivenlerden. Benden uzaktayken bile gururla göğüslerinde taşıyorlar minik uçak gövdemi diye sevinirdim. Epeydir merdiven dahi yanaşmıyor yamacıma.  Ben o koridorumda cıcıl cıvıl koşuşan ekipleri, dokuzuncu bulutun üzerindeki anılarımı çok özledim. Bilseniz hakkımda “Hurda” denilmesi ne çok incitiyor beni.

Uçtuğum zamanlarda pek çok defa ellerinde çiçeklerle “Artık Emekli!” dedikleri kişileri karşılamaya geldiklerini görmüştüm. Kaptanların boynuna çelenk asarlardı son uçuşun anısına bembeyaz gövdemin önünde poz verip fotoğraf çektirirken. Şimdi nerede o kaptanlar, o kabin amirleri? Onlar da benim gibi mi hissediyorlar artık emekliyken? Onca saatlik mesainin ardından, kuytu bir köşeye çekilmiş, yalnız ve unutulmuş olmanın acısını, sırası gelene dek, ancak yaşayanlar mı bilir yoksa?

Yazar: Semra Dereli Civelekhan

Geri

7
Kimler Neler Demiş?

1000

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

En Yeniler Eskiler Beğenilenler
İbrahim abi müsadenle

Allah taxi lightını affetsin 🙂

.....

Uçak kardeş toprağın bol olsun.

Figen

Çok güzel bir konu ve anlatım. Kitabınızı merakla bekliyorum

Teoman G.Leff

Davis- Monthan Hava Kuvvetleri Üssü, Tucson, Arizona’nın güneydoğusunda, Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri’ne aittir ve ömrü dolmuş uçaklarla dolu.
İngiltere’de Cotswolds olarak bilinen kırsal bölgedeki Gloucestershire’da bir hurdalıktır. Air Salvage International adlı uçak hurdalığının kurucusu Mark Gregory
Uçaklar USA veya İngiltere’de bir kısmı bakımla yeniden uçuşa hazır hale getirilmek için bekletiliyor. Bir kısmı parçalanarak yedek parça olarak muhafaza altına alınıyor. Aralarında nükleer silah taşıma kapasiteli B-52 bombardıman uçakları bile var.
Türkiye’de ya restoran yapılıyor ya da denize batırılıyor. Bir şekilde değerlendirilen uçaklar için bu kadar üzülmek yersiz ve sebepsiz.Kurgu olsa bile!

UAC-Sergey Konosov

Ünlü jet test pilotu Aleksandr Vasilevich Fedotov jet motoru üzerinde 37.600 metreye kadar çıktı. Mig-29 prototipi ile ilk uçuşu yaptı. Tehlike anında Pilotun kolu çekmesi ile uçağın kanopisi fırlar. Sonra da koltuk uçağın yerden yüksekliğine, hızına ve pozisyonuna göre fırlatılır. Vertigo geçirdiklerinde atlama kararı veremezler. Bu konu da öyle olmuş!

Komik bile olamamis.

Sacma olmus

Okuyucu

Gerçek dışı. Tamam hayallere dayalı ama, konu uzayınca saçma olmuş.