AYŞE TATİLE ÇIKIYOR…İYİ BAYRAMLAR

-Nadide hanımla görüşebilir miyim?
-Toplantıda,kim arıyor?
-……..
-Meral hanım, siz en iyisi Ekip Planlama Md.lüğünü arayın. Uçuş çizelgelerini onlar hazırlıyor ya!

1974’ün 22 Nisanında ana kız evden çıktık, Gazi Evranoz 4 no.da Mehmet Döşemeciler’in satın aldığı dört katlı köşk, ölümünden iki yıl sonra müteahhide verilmişti. Kapıya dayandı bir kamyon, adı Mercan, arkasında  “uzaktan bakma güzelim, gel beraber gezelim” yazıyor. Şimdi “Mecidiye” dedikleri Yeşilköy caminin  karşısında, Anafartalar sokakta Şafak apartmanına yollandık. Telefonun o adrese nakli mümkün değil çünkü kutuda yer yok! 1974’de PTT hizmetleri şimdiki altın çağını yaşamıyor. Evin telefonu kesilmeden önceki son görüşmemi THY Baş Hostesi rahmetli Nadide Taştan’la yapmak istemiştim, aldığım yanıta uyarak, ekip planlama ünitesine döndüm, yanlış! Her kabin memurunun bağlı olduğu ilk ünite Baş Hosteslik’dir, nam-ı diğer Kabin Hiz.Bşk.lığı. Beni yönlendiren görevli, kontrol kabin memuru, yani Nadide’nin ekibi, eh boynumuz kıldan ince, biz de öyle yaptık.
-Alo, ben Meral….., uçuş programım 30 nisanda bitiyor. Yeni program ve *tebliğleriniz için yeni adresim……, evi taşıyoruz da… ama telefonum yok, bilgilerinize!
Aklı evvel (geri zekalı) görevli uçuş programımı boş bırakmış.  Mayıs’ın ilk günlerinden itibaren bir tuhaflık var. Koş karşı bakkala, aç telefonu, uçuş yok! Neden? “Meral sen evleniyormuşsun”, ne? Bakkalın kulağı bende , sırıtıyor pis pis, aleme reklam olmuşuz. Atladım bir arabaya, gittim meydana, Nadide’yi buldum. Uçuşlarım kesilmiş, nedir, neler oluyor. “Uçuş kesilmesi” hayra alamet değildir bilesiniz; ya tekbirlerle ayrılırsınız ya da oturup savunma yazarsınız ki; hiçbir savunmanın olumlu bulunduğu ve kabul gördüğü vuku bulmamıştır ta kiii…Cem Kozlu bey THY tarihindeki yerini alana kadar. Rahmetli Nadide kahkahalarla gülüyor. “Üzülmeeee….şimdi talimat verir, düzelttiririm”. Ev taşımak ve evlenip taşınmak bu kadar mı benziyorlar birbirlerine. Kaldı ki evlenince otomatikman havacılık biter, öyleydi o zaman.
********
Mayıs ayı, yılbaşından bu yana çekilen sıkıntılı 1974 yılına bir yenisini eklemişti. Kiralık dairedeki yaşam, bozuk düzen bir yana, ülke içinde de bir kaos yaşanıyor, Kıbrıs meselesi.
Bahçe katındaki dairenin holünde sallanan avizeye ve yatak odasına mavi grapon kağıdı sarıldı, başka ışık yok. Daracık sokaktan geçen araba farları da öyle.  Birkaç gün boyunca süren, faydasız bir eylem. Moral çöküntüsü açısından çok başarılı olduğu kesin.
Kod adı “Atilla” olan Kıbrıs barış harekatı Temmuz’un 20’sinde sabaha karşı başlayıverdi, herkes şaşkın. Bakmayın ışıkların kamufle edildiğine falan, kimse böyle bir şey beklemiyordu! Haberler¸ Türk ordusunun  adaya saat 6:05’ten itibaren havadan indirme ve denizden çıkarma yapmaya başladığını söylüyor.
Haber aralarında, Hasan Mutlucan’ın davudi sesiyle “yine de  şahlanıyor aman”,  arada bir Ayten Alpman’dan “memleketim”, yıkılıyor ortalık. Türk paraşütçüleri Lefkoşa’nın kuzeyine, Hamitköy – Gönyeli ve Pınarbaşı bölgelerine inmiş bile.  Denizden çıkarma, Karaoğlanoğlu (Pentemili) plajına yapılmış. Hani akşam yemek için gittiğimiz Canlı Balık lokantasının olduğu yer. Dome otelden çıkıp atladın mı taksiye beş bilemedin on dakika, yolu bozuktu o zamanlar.Kızarmış patatesle  birlikte servis ettiği kıpkırmızı barbunlar, lahana, kereviz dahil her şeyin doğranıp un ufak edildiği salata….Sonradan “çıkarma plajı” dediler oraya.
345 Koltuklu DC-10’ların koltukları söküldü. İki katlı hangar gibi uçak malzeme,araç gereç taşımış. 22 Temmuz’da Türk birlikleri Girne’de, sonra istikameti  Lefkoşe’ye çevirmişler. Yer yerinden oynuyor, millet sokaklarda ve Birleşmiş Milletler buyurdu “Yabancı askeri müdahaleye derhal son verilmelidir.” Durumun “işgal” olduğunu belirttiler. Türklerin evleri basılırken, yakılırken, çoluk çocuk banyo küvetinde kurşunlanırken bu Birleşmiş Milletler neredeydi canım? EOK-B dedikleri Rum muhafızları yani  cuntacılar ne ellerindeki esirleri veriyorlar ne de araziden çekiliyorlar. Görünen o ki; Londra, Cenevre toplantıları filan boş! Anlaşmaların mümkün olmayacağı kesinleşince; zamanın Dışişleri Bakanı Turan Güneş kızının adını kullanarak “Ayşe tatile çıksın” parolası ile  Başbakan Bülent Ecevit’i uyarıyor ve Türk Silahlı Kuvvetleri 13-15 Ağustos tarihlerinde son noktayı koyuyor. Sanatçısı,siyasetçisi- hepsi rahmet istediler, saygıyla anıyorum!
Şimdi hikaye gibi gelen bu tarihi anılar silsilesi gerçekti ve yaşandı. Başımızı ağrıttı, mide bulantısı yaptı ama Kıbrıslılar yalnız bırakılmadı. Yıllar sonra, otel odasına gelip kontakt eden elektrik düğmesini onarmaya çalışan otel teknisyeni bana şöyle dedi :”Keşke asker hiç gelmeseydi!”. “Sokaklarda alkışlıyordunuz, evlerin damlarındaydınız” dedim. Öyle bir laf etti ki dondum kaldım.
Gel zaman git zaman, 2 Rolls-Royce motorlu F-28 uçakları, askeri pisti kullanarak toprak meydana inip kalkmaya başladılar. Bir de baktık, uçak yetişmiyor, bir turizm beldemiz daha olmuş. Uçak tipini büyüttük, meydanın adını “Ercan” koydular, şehidimizin anısına. Ekip Dome’da kalıyor. Havaalanından Dome otel’e kadar olan yollarda tavşanlar,sincaplar hoplayıp zıplıyor. Beşparmak dağlarına devasa bir bayrak asılmış, bir hoş oluyor insanın yüreği. Dome’un servisi İngiliz usulü elbet ama odalar hak getire. Kulaktan kulağa mahzendeki mevtalar dan, tozlanmış Yunan şaraplarından haberler.
Uçuş ekipleri ve yolcular olarak  Girne çarşı esnafını ihya ettik. Oteldeki teknisyenin aksine ağızları kulaklarında. İspanya,İtalya ve Yunanistan gibi sıcak Akdeniz ülkelerinin ünlü siestası Kıbrıs için de geçerli. Kepenklerini indirenler, Dome otelinin bahçesinde veya plajında. Tavla zarlarını birbirlerine fırlatırken laflıyorlar ”ne edecegin bu gadar parayı?”, kahkahalar… Ne edecek, gidip İngiltere’de yiyecek. Dükkan sahiplerinin stokları tükendiği gibi, uzak doğudan, İngiltere’den, Almanya ve  İtalya’dan  devamlı sipariş verip mal getirtiyorlar.
F-28 Sertifikam olmadığı için Girne’ye gidemedim. İlk siparişimi rahmetli Manço Malkoç kaptan ve Adana’lı Ayfer getirdiler. İyi ki de lisansım olmadı. Kalkış ve inişlerde, galley parçaları takur-tukur saçılıp dökülürken; kabin amiri, kemeri bağlıyken, ayaklarını-bacaklarını, ellerini-kollarını uzatarak kapaklara,parçalara destek olma  harekatını yürütürdü.
Gelinlik kızlarımız mutfak setlerini, porselenlerini, çelik tencere-tava vs.aksesuvarını taşıya taşıya büküldüler. Bendeniz hala kullanmakta olduğum düdüklüyü ve çelik Alman tenceresini oradan getirmiş bulunmaktayım, anamı mutlu etmek adına. Ondan çok ben kullandım hala da kullanıyorum o da ayrı. Taşımakta zorlanmadım. Kulakları çınlasın, Yıldırım Mayruk taşıdı evin kapısına kadar! Hani şu ünlü modacı, o ayrı bir yazıya konuk olsun. Eşofman takımları, incelten korseler, strech blucinler,spor ayakkabılar, masa örtüleri, taze çekilmiş mis kokulu kahveler ve Hellim peyniri, bitmedi gitti, tam bir çapıtspor. Hellim ağzımda gıcırdıyor meğer ızgarada veya tavada kızartılacak ya da kaynar suda yumuşatılacakmış, otelde öğrendim, lokum gibi! İtiraf edeyim, en çok Orduevi çarşısından çay ve mum  taşıdım. Gümrükçü, bir kaşını kaldırıp, alaycı bir tavırla, “neden mum” diye sorduğunda “İstanbul’da mum var da ben mi bulamıyorum” dedim,sustu. Her gece elektrikler kesilirdi sık sık….ah o yetmişli yıllar!
Geçenlerde, bayrama ne kadar kaldı diye takvime uzandığımda, 20 Temmuz Saatli Maarif yaprağında “Kıbrıs harekatının yıl dönümü” yazısını okudum. Bazı evlerin bazı alışkanlıkları değişmez, evet, ben hala çocukluğumdaki takvimi kullanırım.Yemek menüleri dışında mükemmeldir. Değişen şeyler de oluyor istemeden. Anafartalar sokağının başındaki ilkokulum, meslek lisesi olmuş mesela. Çocukluk anılarıyla yüklü, bahçesinde oynadığım, merdivenlerinde çekilmiş resimlerimin mekanı sessizliğe bürünmüş. Mandolinimle birlikte düştüğüm alt kat merdivenleri yok. Şafak apartmanının genç kapıcısı zamana uymuş, kıllı çarpık bacaklarına haki bermudayı çekmiş, ayağında spor ayakkabılar ve tabii upuzun beyaz şosetler….
Eskilere dönmek, acısıyla tatlısıyla 1974’ü hatırlamak, nasıl bir duygudur?  İşte ev taşımamız, işte Kıbrıs olayları, Girne çarşısı ve önümüz bayram. İnsanlar son iki yıldır tartışıyorlar: “Ramazan bayramı”, cık! “Şeker bayramı”, 39 yıl sonra geldiğimiz nokta bu! Benim yaşımdakilere biraz nostalji, gençlere eski THY günlüğü, biraz da alışveriş! Büyüklerimin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim; bayramınız kutlu olsun!
*Tebliğ: aniden bastıran hava muhalefeti gibidir, ne olduğunu anlamazsınız. Tebliğin kişinin kendisine yapılması gerektiği söylense de, inanmayın! Kapıcıya, komşuya, bahçıvana hatta bitişik bakkala da  bırakılabilir. Attır bir imza tamam.Tebliği getiren THY görevlisi bir şöfördür sonuçta ve elindeki belgeyi vermiş, görevi bitirmiştir.

Exit mobile version