ROMA SAVAŞ ARABALARINDAN UZAY MEKİĞİNE

ROMA SAVAŞ ARABALARINDAN UZAY MEKİĞİNE

Geçmiş yıllardan birinde sinemalarda gösterilen “Gladyatör” filminin ilk beş ile on  dakikası, Roma devletinin o çağlarda bilinen dünyanın hemen hemen tamamını nasıl fethedebildiği konusuna ışık tutmaktaydı. Bu film Roma Imparatoru Marcus Aurelius ( Markus Avrelyus ) zamanında, M.S. 180 yılı kışında bugünkü Almanya’da Roma ordusu ile barbar Almanlar arasında geçen savaş sahneleriyle başlar. Bir tarafta ateş gülleleri atan mancınıklar gibi çeşitli savaş araç ve gereçleriyle techiz edilmiş, zırhlı askerlerden oluşan ve ne yapacağını bilen düzenli Roma ordusu, diğer tarafta sadece mızrak ve balta kullanan Almanlar’ın oluşturduğu, öfkeyle bağırıp çağıran insan kalabalığı. Roma’nın kuzey orduları kumandanı General Maksimus Dekimus Meridius, Almanları başarılı bir taktikle çevirip kısa bir sürede mağlup eder.

Gerçekten de, Romalılar filmin bu ilk sahnelerinde gösterilen savaş techizatı ve teknikleriyle yüzyıllar boyunca girdikleri savaşlardan ekseriya zaferlerle çıkmışlardır. İşgal ettikleri topraklarda şehirler kurmuşlar, bu şehirleri düzenli yollarla birbirlerine ve Roma kentine bağlamışlardır ki şu meşhur söz bu gerçeğe dayanılarak söylenmiş olmalıdır: “Bütün yollar Roma’ya çıkar.”
Romalı tarihçilere göre; Roma devletini Yunanistan’dan gelen Akhalar’ın on yıl savaştıktan sonra “tahta at” hilesiyle ele geçirdikleri Troya kentinden Aeneas adındaki komutanın liderliğinde kaçıp İtalya’ya gelen Troyalılar’ın torunları,  M.Ö. 753 yılında kurmuşlar. Romalılar bu tarihi, “Ab Urbe Condita ( Ab Urbe Kondita / A.U.C. ) – Kentin Kuruluşundan İtibaren” deyimiyle uzun yıllar Roma takviminin başlangıcı olarak kullanmışlardır.

Mahalli çekişmelerle karışık geçen ilk yüzyılları takip eden süreçte, özellikle M.Ö üçüncü yüzyıldan itibaren Romalılar komşu devletlerle giriştikleri savaşlarda başarı kazanmaya başlamışlardır.
Romalılar, bölgede Roma’nın büyümesi ve ticari bakımdan gelişmesi karşısında en büyük engellerden biri olarak görülen, Tunus körfezindeki Fenike kolonisi Kartaca ve Makedonyalı Büyük İskender’in ölümünden sonra kurulan Helenistik dönem krallıklarıyla savaştılar ve giderek Akdeniz’in çevresindeki toprakları egemenlikleri altına aldılar.

Bu meyanda İspanya’yı fethettiler ve Galya olarak adlandırılan bugünkü Fransa topraklarına girdiler. Özellikle Romalı devlet adamı ve kumandan Gaius Iulius Caesar, Galyalı’lara karşı büyük başarılar elde etti.

Caesar’ın bu savaşlar üzerine yazdığı Bellum Gallicum ( Bellum Gallikum / Galya Savaşı ) isimli kitabında, iyi techiz edilmiş düzenli Roma ordularıyla barbar Galya kabileleri arasındaki savaşlar akıcı bir dille anlatılır.

Romalılar M.Ö. birinci yüzyıl içinde İngiltere’ye de geldiler ve burada beş yüzyıl kadar egemen oldular. Bu süre zarfında her yerde yaptıkları gibi yeni şehirler kurdular ve bu şehirleri savaş arabalarının üzerlerinden geçtiği uzun yollarla birbirilerine bağladılar. Roma savaş arabalarının bıraktığı tekerlek izleri bazı yollarda hâlâ görülebilmektedir ki bu izler yazımızın konusu ile de yakından ilgilidir.

Romalılar hakkında bu kısa malûmattan sonra, şimdi geçmişin geleceği nasıl şekillendirebildiğine ilişkin asıl konumuza gelelim:
Amerika Birleşik Devletleri’nde tren raylarının standart açıklığı 4 fit 8.5 inç yani yaklaşık 142.51 cm.’dir. Acaba neden 4 fit 8 inch, ya da 5 inç değil de böyle küsuratlı garip bir ölçü kullanılmaktadır?

İnternette bu konuda uzunca bir zamandan beri yer almakta olan şöyle ilginç bir yorum var:

A.B.D.’nde tren raylarının açıklığı 4 fit 8.5 inç’tir, zira İngiltere’de böyle yapılmaktaydı ve A.B.D.’nde ilk demiryollarını da İngiltere’den gelenler yapmışlardı. İngiltere’de demiryollarını yapanlar demiryollarından önce ilk atlı tramvay raylarını yapan insanlardı ve bu raylar için de aynı açıklığı kullanmaktaydılar.
Acaba onlar neden bu açıklığı kullanıyorlardı? Çünkü at arabası yapanlar bu tekerlek açıklığını kullanıyorlardı ve tramvay vagonu yapanlar da at arabası yapanların mastar ve aletlerini kullanmaktaydılar.

At arabasını yapanlar bu 4 fit 8.5 inç’lik açıklığı kullanmak zorundaydılar. Zira İngiltere’nin bazı uzun mesafe yollarında açılmış tekerlek yuvaları vardı ve at arabası yapanlar başka bir açıklık kullansalardı, arabalarının tekerlekler kırılırdı.
Bu yollardaki tekerlek yuvalarını yüzlerce yıl boyunca Roma savaş arabaları açmıştı ve at arabası yapan İngiltereli ustalar da ister istemez Roma savaş arabalarının ölçülerine uymak zorunda kalmışlardı.

Romalılar savaş arabalarını yaparken, yanyana koşulan iki atın kalça genişliklerini ölçü olarak alırlardı. Anlaşıldığına göre; A.B.D.’nde kullanılan standart tren rayı açıklığı Roma savaş arabalarının tekerlek açıklığından gelmektedir.

Konunun daha da ilginç olan bir yanı var: NASA’nın uzay mekiği fırlatma rampasındayken ana yakıt tankının iki yanında görülen katı roket güçlendiricileri (Solid Rocket Booster) SRB’ler Thiokol firmasının Utah eyaletindeki tesislerinde yapılmaktadır. Projeyi hazırlayan mühendisler bu SRB’leri biraz daha geniş yapmayı istiyorlardı, ancak SRB’lerin fabrikadan atış mahalline tren ile taşınması gerekmekteydi ve tren yolunun içinden geçtiği tünel de tren rayı açıklığından, yani iki at kalçası genişliğinden biraz daha genişti, dolayısıyla çağımızın en gelişmiş aracını ölçülendirirken mühendisler iki Roma atının kalça genişliğini esas almak zorunda kalmışlardı.

atlantis_taking_off_on_sts_27

 

romalilar

 

FOT1197366

 

03

 

img_5552-chariotruts

 

booster-train

 

07

 

 

Yapılan Yorum Sayısı (2)

  1. Ahmet   - Tarih: 20 Aralık 2016 - Saat 18:05   - Cevap Yazın

    bu tarz orijinal ve bilgilendirici yazılarınızı ilgi ile takip etmekteyim. devamını dilerim. teşekkürler

    0

    0
  2. Harika   - Tarih: 20 Aralık 2016 - Saat 20:43   - Cevap Yazın

    Yurdaer bey çok güzel bir makale. Bilgilendirici ve akıcı.Kutlarım bu tür makalelerinizin devamını dilerim.

    0

    0