“Lay, lay, lom!” politikalar…

“Lay, lay, lom!” politikalar…

Bu yılın ilk yazısına, öncelikle, Yeni Yıl’ın, tüm insanlığa barış ve huzur getirmesini dileyerek başlamak istiyorum. 

Ancak, dünyadaki gelişmelere ve gidişe baktığımızda, bu dileğin, ne yazık ki içinin boş olduğunu ve sadece kendimizi tatmin edecek slogan dileğe dönüşmüş olduğunu rahatlıkla görebiliriz.

“Gelen gideni aratır” deyişinin birçok konuda hala güncelliğini koruduğu gerçeği nedeniyle, ben yeni yıla, sembolik bir iyi niyet gösterisi içerisinde bakmayacağım. Dünyada yaşanan politik, ekonomik krizlerin sürme sinyallerini yaşamımızın her alanında şiddetle hissettiğimiz bu günlerde, bazı kurum ve kuruluşlarımızın hiç bir şey yokmuş gibi, “lay, lay, lom” tavırlar içersinde olmaları, beni fazlasıyla rahatsız ediyor.

Bu davranışlara örnek vermek gerekirse; işsizliğin her an daha yakıcı olarak duyumsandığı, yüzlerce firmanın kapatıldığı ya da kapanma alarmı verdiği, buna bağlı olarak işçi çıkarmalarının her geçen gün arttığı ve bütün bu krizin yükü altına sürülen çalışanların da eylemlerinin yükseldiği bu günlerde, Hükümetin, Cumhurbaşkanına G550 uçağı alması gibi…

Eskiden de Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, yurt dışı görüşmelerine giderlerdi. Bu tür seyahatlerinde G–IV’leri kullanır, kalabalık gruplarla gitme gereksinimi olduğunda da THY’nin uçaklarından kendilerine uygun olanlardan kiralama yoluna gidilirdi. O zamanlarda da bu uçak alma planları yapılırken, devletimizi temsil edenlerin en uzak mesafelere gitme gereksinimleri hesaplanmış ve özel uçak alımı için G–IV’lere karar verilmişti. 

Sanırım dünya büyümedi, mesafeler aynı, gidilmesi gereken yerler aynı. Olsa, olsa uçak konfigürasyonundaki konfor seçeneğinde farklılıklar vardır ve bunlar da kişisel seçeneklerdir. Eldeki uçaklara da uygulanabilir.

Devletin 3 adet Gulfstream–IV uçağı, bakımlı ve faal olarak bulunuyor. Bunlardan biri, Genelkurmay Başkanlığı emrinde ve gerekirse kullanılabilinir diye düşünüyorum.

Ayrıca, kalabalık gruplarla yolculuk yapılabilmesi için bir adet A–319 uçağı alınmış iken, şimdi de adedi 59.900.-Milyon USD olan 3 adet G550 alınıyor. Bunlardan ikisi Genelkurmay başkanlığımızın olup, Wikipedia encyclopedia sitesinde ‘2009 ilk çeyreğinde teslim’ diye yazılmış.

Fakat, iyinin daha iyisi her zaman vardır. Her geçen gün , minicik değişikliklerle piyasaya hâkim olmayı sürdüren uçak yapımcısı firmalar, uçaklarda uçuş güvenlik ve emniyeti artırmaksızın, sadece pilotaj kolaylığı sağlayan kokpit dizaynı ve yolcu konforunu etkileyecek kabin değişiklikleriyle göz boyamayı sürdürüyor. G-550’nin en büyük özelliği biraz daha uzun uçabilmesi ve yeni basınçlandırma sistemi olup, hiçbir yükseklikte rahatsız etmiyor. (Sayın Gül’ün kulakları bildiğiniz üzere G–4’de rahatsız oluyor.)

……………

Aslında, Sayın Başbakanın veya Cumhurbaşkanının bu uçakları beğenmeyerek, bana yeni farklı uçaklar alın diye emirler yağdırdığını da sanmıyorum. Bu yanlışlar, bence tüm kurumlarımızı sarmış, sarmalamış yepyeni bir meslek haline gelmiş yalaka sisteminin oluşturduğu; ceketinin 3 düğmesi birden ilikli, bilgiç yapılı kişilik yapısı değişken bazı bürokratlarımızın işidir diye düşünüyorum.

Örneğin; Sayın Başbakan, 31 Aralık 2008’de G–IV uçağı ile yolculuk yapmak istemiş ve basına yansıdığı gibi, zaman, zaman oluşan, çok basit bir arıza olan start valve’nin geçici bir kesiklik yapması sonucu, motorun ilk start anındaki dönmesinin sağlanamamış olduğunu okuduk. (Bu basit arıza, 15 dakika sonra giderilmiş, normal uçuş yapılmıştır.) 

Bu tür çok basit bir arıza durumlarında bile, 3 düğmesi birden sürekli ilikli, bazı çokbilmiş kişiler; Başbakana; “Efendim, bu uçaklar eskidi, baksanıza devamlı arıza yapıyorlar. Bu uçaklar size yakışmıyor, bunların çok yenileri var, mutlaka alınmalı. Örneğin, G550’ler mükemmel uçaklar…” diyerek bilgiçlik tasladığında, Başbakanın, -teknik olarak anlamadığı bu konuda- bilirkişi gibi konuşan bu zat-ı muhteremin etkisinde kalmaması düşünülemez bile. 

Başbakanımızın; “Bu konuyla bir ilgilenin bakalım” demesi bile, bu 3 düğmesi sürekli ilikli(!) zat-ı muhteremler tarafından, emir kabul edilecek ve gereğinin yapılabilmesi için çalışmalara hemen başlanacaktır.

Sizce, bu konuda bir yetkininin, Başbakana dönerek, “Efendim bu uçaklar çok pahalı ve sadece uçak alınmakla kalınmıyor depoda parça bulundurmak, bakım elemanı yetiştirmek, gerekli dokümantasyonlara para harcamak da gerekiyor. G–IV’lerde bir sorunumuz yok, üstelik bu kriz döneminde hükümet olarak tasarruf önlemleri yayınlamışken ve halk bir torba kömür alabilmek için sadaka kültürünün normal olduğuna alıştırılmaya çalışılırken, 180 milyon dolara yaklaşan bu alımı yapmamız nasıl karşılanır?” diyebileceğini, düşünebiliyor musunuz?

Hadi aldınız diyelim. 3 adet almak da neyin nesi oluyor? Yolculuklarda; 3 tane birden, kol uçuşu ile hep birlikte mi hareket ederek gidilecek? Bu tür uçaklar çok uzun mesafelerde kullanılmak amaçlı olduğuna göre, bir tane alıp tüm devlet büyüklerimiz tarafından ortak kullanılamaz mıydı? 

Dua edelim ki bu zat-ı muhteremlerden biri “Efendim, THY’nin bile 777’leri var. Bizim Cumhurbaşkanımıza ve size A–380 veya B–787 alalım, size bu yakışır!” dememiş. 

Buna da şükür diyerek, işin gerçeğine dönelim. 

Bize coğrafi yönden en yakın hükümetlerden biri olan İtalyan Hükümetinin, 3 adet A–319’u bir tane de A–330’u olduğu gerçeğini burada vurgulayıp, onlarla kendimizi mukayese bile edemeyiz sanırım.

İleride bizler de İtalya gibi güçlü bir ekonomiye sahip olduğumuzda, bu tür alımlar kesinlikle dikkat bile çekmez, yakışır(!) der geçeriz. 

Fakat, bizim zengin bir ülke olmadığımızı dünya âlem bilirken “ Genelde borç bulabilmek için gidilen seyahatlere A–380 ile gitsek ne fark eder ki” “Kel başa şimşir tarak” denmez mi diye düşünmeden edemiyorum.  

İyi haftalar.

Etiketler: